Köşe Yazısı

A+ A-

Tütün derken...

Paylaş
instela'da paylaş
14 Şubat 2016 Pazar

Sevgili,
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü’nde söylediği şu sözlere bakar mısın:
“Devlet hırsıza karşı nasıl mal sahibini, teröriste karşı nasıl masum vatandaşı korumak mecburiyetinde ise, tütüne, alkole, uyuşturucuya karşı da vatandaşı aynı şekilde korumak ve kollamak zorundadır.
Açıkçası sigara ve alkol gibi bağımlılığa yol açan alışkanları teşvik eden müzik, film, roman, şiir tarzı eserlerin ardında aynı endüstrinin finans gücünün yattığına inanıyorum....
...Sigara içme özgürlüğü olamaz.... Sigara ve diğer zararlı alışkanlıklar konusunda mahalle baskısı gereklidir.”
İlk bakışta sureti Hak’tan gibi görünen, bu çok tehlikeli düşüncelere katılmadığımı söylerken yanlış anlaşılmaları önlemek için de dokuz yıla yakındır tütün kullanmadığımı ve kullanmazken olduğu gibi, kullanırken de kamuya açık alanlarda tütün tüttürme yasağını desteklediğimi belirtmek isterim.
Ancak burada ince bir nokta var. Demokrasilerde özgürlük esastır. Kişinin özgürlüğü başkasının özgürlük alanına müdahaleye başladığı zaman kısıtlanabilir. Kısıtlanmanın sınırlarını da gerekçesi belirler.
Kamuya açık alanlarda sigara yasağının nedeni, birinin çevresindekileri pasif içici yapmadan tütün tüttürmesinin mümkün olmamasıdır.
Bu durumda, kişioğlu çevresindekileri pasif içicilikle tehdit etmediği zaman sigara da içebilir.

***

Bir kez daha vurgulayayım: Özgürlük esastır. Kısıtlanması halinde kısıtlanmanın sınırlarını gerekçesi belirler.
Bu kuralı uyguladığımız zaman, örneğin alkolde böyle bir pasif içicilik durumu olmadığından kısıtlanma da düşünülemez.
Hiçbir zaman mı yasaklama getirilemez? Tabii ki öyle değil. Çevreyi rahatsız etme halinde buna da sınırlama getirilir. Alkol kullanmanın serbest olması sarhoş olup etrafı taciz etmeyi mubah kılmaz.
Nitekim bundan üç yıl kadar önce, Kadköy’de Kadife Sokak’ta, gece belirli bir saatten sonra satış kulübelerinden içki alıp, gürültü çıkararak, insanları rahatsız edenlerden şikâyetçi olununca, bir saatten sonra içki satışı yasaklandı. Bir hakkın etrafı rahatsız edecek biçimde kullanılması dolayısıyla, CHP’li Kadıköy Belediyesi’nin girişimiyle getirilen ve sınırları da kısıtlamanın gerekçesiyle çizilen bu yasağa kimse itiraz edemedi.
Ama Cumhurbaşkanı’nın sözleri korkarım başka amaçları işaret ediyor. Tayyip Bey alkolü de dahil ederek yasaklara, bir yaşam biçimini toplumun tümüne dayatmak istiyormuş gibi bir görüntü veriyor.
Üstelik konuşmasının bir yerinde bağımlılığa yol açan, alışkanlığı teşvik eden, müzik, film, roman, şiir tarzı eserlerin ardında sigaranın ardındaki finans gücünün yattığını söylerken bazı soru işaretlerinin oluşmasına da yol açıyor. Ne yani, müzik, film, şiir, roman da bağımlılık yapıyor diye, günün birinde yasak mı edilecek?

***

Şiir, müzik, romanın bağımlılık yarattığı yolundaki sözler üzerine 350 yıl önceye, Kadızadeler çağına mı döneceğiz ve de yeniden bidat tartışmalarına dalıp 21. yüzyılda, yobazlığa karşı yeni bir Kâtip Çelebi mi bekleyeceğiz? Sayın Cumhurbaşkanı’nın sigara ve diğer zararlı alışkanlıklar karşısında mahalle baskısının gerekli olduğu sözleri de son derecede tehlikelidir. AKP’nin ideoloğu Hayrettin Karaman’ın İslamcı baskı rejminde mahalle baskısını bir totalitarizm aracı olarak tavsiye eden görüşlerinin kimi çevrelerdeki olumlu yankılarını biliyoruz. Ama yine de biliyoruz ki, demokrasilerde mahalle baskısı kurumuna yer yoktur. Devlet vatandaşını nasıl hırsıza, teröriste karşı korumak zorundaysa, aynı şekilde mahalle baskısına karşı da korumakla yükümlüdür.
Tayyip Bey’in bulunduğu makamda olmasının hikmeti vücudu, müzik dinleyen, film izleyen, şiir söyleyen, roman okuyan, içki içen yurttaşın özgürlüklerini, yaşam biçimini mahalle baskısına karşı korumaktır, mahalle baskısı dayatmacılığının sözcülüğünü yapmak değil.