Celal Üster

Kültür simyacısı…

21 Şubat 2016 Pazar

 

Berlusconi gibi bir soytarı, bir sanat ve kültür ülkesi olarak bilinen İtalya’da nasıl başbakan olabilmişti? Pek çoklarının kafasını kurcalayan bu sorunun en gözü pek yanıtı Umberto Eco’dan gelmişti:

“Berlusconi güçlü bir aydın düşmanıydı, 20 yıldır tek bir roman bile okumamış olmakla övünüyordu. Aydınların eleştirel gücünden korkuyordu, işte bu anlamda Berlusconi ile entelektüel dünya arasında bir çatışma vardı. Ama İtalya entelektüel bir ülke değildir. Tokyo metrosunda herkes bir şeyler okur. İtalya’da okumazlar. İtalya’yı, Raphaello ve Michelangelo’yu çıkarmış olmasına bakarak değerlendirmeyin.”

Eco’nun öldüğünü duyunca, onun bu sözleri düşüverdi aklıma; bir de tabii bizim Cumhurbaşkanımızın, barıştan, düşünce ve ifade özgürlüğünden yana aydınlarımıza her fırsatta yağdırdığı hakaretler.

Eco, yazar, göstergebilimci, edebiyat eleştirmeni, denemeciydi; ama hepsinden önce yaşadığımız dünyanın ve yaşamın anlamlarının izini süren bir kültür simyacısıydı.

Latince ve Klasik Yunanca dışında beş modern dilde ders verebilen bir akademisyendi. Çok kişinin birbiriyle bağdaştıramadığı bilim insanlığı ile edebiyatçılık arasında birbirini sonsuzca besleyen bir “yoldaşlık” kurmuştu: Bilimi zenginleştiren hayal gücü ve edebiyatı varsıllaştıran bilimsel bilgi. Her zamanki mizah duyarlığıyla, “Kendimi, hafta sonları roman yazan ciddi bir profesör olarak görüyorum” diyordu.

Büyük çoğunluğu Katolik olan İtalya’da, “Dürüst bir insanın birinci niteliği, dünyanın en doğal şeyi olan ölümden korkmamızı ve kaderin bize bağışladığı en güzel şey olan yaşamdan nefret etmemizi isteyen dini küçümsemektir” diyebilecek kadar korkusuzdu.

Ama onca düşünsel uğraştan sonra da, “Sonunda tüm dünyanın bir muamma, zararsız bir muamma olduğuna inandım; zararsız, ama sanki altında bir gerçek yatıyormuşçasına, onu yorumlamak için verdiğimiz çılgınca uğraşlarla korkunçlaşan bir muamma” diyebilecek kadar da içten.

“Bence, edebiyatın gücü, bir metnin, hiçbir zaman tümüyle tüketilmeksizin durmadan farklı okumalar üretebilmesindedir” demişti.Bence de, “Gülün Adı”, “Foucault Sarkacı” gibi romanların yaratıcısı, okurlar için sayısız farklı okumalar üretme konusunda en usta yazarlardan biriydi.

Kaldı ki, tam da bu yüzden, “Yazar, yazacağını bitirir bitirmez ölmelidir; metnin yoluna çıkmasın diye” demişti. Onun yazıları ve konuşmalarından eksik etmediği ironiyle, “Kimbilir, belki de yazacaklarını bitirdiği için ölmüştür, yazdıklarının yolundan çekilmiştir” demek geliyor içimden.

“Güzel olduğu kadar da alçakgönüllü olduğu için her zaman örtünen bir genç kız”a benzettiği gerçeğin keşfine çıkan bir söz büyücüsüydü.

Kim demişti: Bazen, bir kişi eksildiğinde, bütün dünya boşalmış gibi gelir insana...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Irgat’ın Türküsü 14 Mayıs 2018

Günün Köşe Yazıları