Köşe Yazısı

A+ A-

Dini de, aileyi de bırakın kendi haline!

Paylaş
instela'da paylaş
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
11 Mart 2016 Cuma

AKP’nin demokrasi, hak ve özgürlükler açısından bu ülkede onarılması zor hasarlara yol açtığı tartışılmaz bir gerçek. Ama AKP’nin bu kadar göze batmayan, hatta tam aksi yönde, sanki koruyucusu, destekçisi gibi görünerek aslında aynı ölçüde büyük zarar verdiği kurumlar da var. Bunların en başta geleni din ve bu konuya önceki yazılarımızda defalarca değindik.

AKP’nin koruyucu, destekleyici, hatta bunlardan öte “iyileştirici” olma hevesiyle ortaya çıkıp her hamlesiyle toplumdaki kredisine olumsuz yönde etkide bulunduğu bir diğer kurum daha var ki o da aile…

Bu toplum, dinî ve ailevî değerler açısından, sadece muhafazakârlar değil seküler olanlar da dâhil hemen her kesimden insanıyla hiçbir zaman endişelenecek bir noktada olmadı. Elbette sosyo-ekonomik değişmenin kültürel sonuçları, beraberinde geleneksel toplum yapısından farklı rol ve konumlar kazanmasına neden oldu bu kurumların… Ama ne din, ne de aile açısından çözülme ya da yok olmaya dönük bir durum söz konusu olmadı hiç. Aksine, ekonomik ve toplumsal değişmelerin yakıcı etkileri karşısında bu kurumların önemi, değeri, vazgeçilmezliği daha da perçinlendi.

Hâl böyleyken AKP’nin din gibi aileyi de politik, “plastik” (yapay), hatta komik mahiyette muhafazakâr toplumsal mühendislik girişimleriyle ihya edeyim derken insanları ondan usanç getirmeye iten o kadar zorlama yönlendirmeleri var ki!..

Bunların has örneklerini hanidir dizi filmlerde görüyoruz. En son “Aile İşi” birkaç haftadır karşımızda ve dizinin izlenme oranlarına baktığımızda toplum, aileye sırtını dönmüş diye düşünmek mümkün!..

Elbette meselenin esası başka…

Türkiye’de dizi yapanlar, bu halkın kültürel duyarlılıklarını hesaba katarak yol aldı her zaman. En uç, sert, radikal, protest işlerde bile ailenin bırakın olumsuzlanmasını, alttan alta kredilendirildiğini, hatta sığınılacak tek ve son kale şeklinde sunulduğunu gözlemlersiniz.

Ama tabii bu, hayal inşa sürecinin “racon”una uygun, yani kurgusal açıdan teknik, teorik, metodolojik gereklilikler neyse ona göre yapılır(dı). Öyle “kör kör parmağım gözüne” nev’inden, gerçekçilikten uzak, idealize ve “öğreten” bir tarzda yapılmaz(dı).

Dinbazlığı “zaman-dışı” bir taassupla buluşturan AKP’nin kültür politikaları çerçevesinde artık böyle yapılmaya doğru sektörün zorlandığını görüyoruz. Buna bağlı olarak da zorlama her iş gibi, istendik sonuç vermekten uzak, çekici olmaktan çok itici ürünlere tanık oluyoruz. Kurmaca değeri düşük, “kamu spotu” gibi yapımlar izliyoruz.

Hatta kamu spotundan öte doğrudan “hükümet spotu” denilebilecek diziler çıkıyor karşımıza. Mesela geçen Pazar gecesi, TRT 1’in “Baba Can’dır” dizisi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nu “ağırladı”.

Kendisini Yufkacı Salih’e (Settar Tanrıöğen) “Ben Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Dr. Sema Ramazanoğlu” diye tanıtan bakan (hâlbuki önceki diyalogda Yufkacı ona “Merhaba, hoş geldiniz Sayın Bakanım” demişti zaten!), koruyucu dedelik üstlenen Salih’i hem kutladı, hem de bu vesileyle ALO 183 Sosyal Destek Hattı’nın tanıtımını yaptı. Dükkândan korumalarıyla ve mahallelinin temaşası eşliğinde âlâyıvala ile ayrılırken de “Pardon, bir şey söylemek istiyorum” diyerek şöyle noktaladı: “Baba, candır; anne, candır; çocuklar, candır. Tabii ki aile, candır!..”

Türkiye dizilerinin yıllar içerisinde nasıl evrensel yetkinlik düzeyine ulaştığını biliyoruz. Ancak son birkaç yıldır hayal endüstrimizin kendi mecrasında, usulüne uygun akışına iktidar müdahaleleri sonucu bu dinamizmin kaybolmaya başladığını da görüyoruz. Yurt dışında hâlâ revaçta olan diziler, seyre yukarıdakine benzer “politik girdi”lerde bulunulmazdan önce yapılmış olanlar (“Fatmagül’ün Suçu Ne?”, “Binbir Gece” gibi).

Hayal, elbette ki hayattan beslenir, hayata dayanır, hayatı yansıtır. Hayalleri hayattan değil de siyasetten beslenir, ondan güdümlenir ve biçimlenir hale getirdiğinizde bu işi öldürür, onun içine katılan dinî, ananevî, ailevî değerleri de erozyona uğratırsınız.

Oysaki siz müdahalede bulunmadığınızda hayal ustaları o değerleri topluma çok daha etkili ve etkileyici şekilde sunmasını gayet iyi bilirler.

O yüzden kurgulara müdahil ve de dâhil olup hayallere de siyasetin gölgesini düşürmeyin!..

Ve bırakın dini de, aileyi de kendi haline! En çok, onların selameti için…

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Sema Ramazanoğlu