Köşe Yazısı

A+ A-

Büyük yanılgı

Paylaş
instela'da paylaş
26 Mart 2016 Cumartesi

Memlekette kuvvetler karmaşası ilkesinin hâkim olduğu Can Dündar ve Erdem Gül davasıyla hepten su yüzüne çıktı. Bu dava Cumhurbaşkanı’nın şahsi inisiyatifiyle açıldı. Emir demiri kesti.
MİT ve Erdoğan’ın müdahillik talebinin kabulü de bu aleni durumu resmileştirdi. Özellikle Cumhurbaşkanı’nın hangi hukuki gerekçeyle davaya müdahil olduğunu anlayan beri gelsin.
Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymadığını açıklaması ve yargılamayı yapacak olan mahkemeyi açıkça anayasayı ihlal etmeye çağırması herhalde ülke tarihinde bir ilk.
Mahkemenin verdiği gizlilik kararının da neyin gizliliği için verildiğini anlamak mümkün mü?
Davayı izlemeye gelen milletvekillerinin bu tuhaf gizlilik kararına rağmen duruşmayı izlemek için diretmeleri ile duruşma 1 Nisan’a ertelendi.
Bir memlekette cumhurbaşkanı “Bunu onun yanına bırakmam” derse.
Bu sözün üzerine dava açılırsa.
Sudan gerekçelerle tutukluluk kararı verilirse.
Anayasa Mahkemesi haklı olarak hak ihlali tespit ettiğinde Cumhurbaşkanı bağırıp çağırırsa.
Cumhurbaşkanı, savcı ve mahkeme heyeti Anayasa Mahkemesi kararını tanımasın diye talimat verirse.
İsterse iş AİHM’ye gitsin, gerekirse tazminatı neyse öderiz derse.
Davadan iki gün önce duruşma savcısı değiştiriliverirse.
Cumhurbaşkanı davaya belirsiz bir gerekçeyle müdahil olursa.
Gazete manşetlerinde yayımlanmış, konuyla ilgili her şeyin aleni olduğu bir meselenin yargılanması için gizlilik kararı verilirse.
Anayasa Mahkemesi kararından sonra ortada yeni bir gelişme olmamasına rağmen bu tuhaf dava hâlâ sürüyorsa.
Milletvekillerinin duruşma salonunu terk etmemesi halinde nasıl bir karar çıkacağı konusunda herkesin derin şüpheleri varsa.
O memlekette ne kuvvetler ayrılığı kalmıştır ne de hukuk devleti. Dolayısıyla ortada ne demokrasi kalmıştır ne de anayasal bir düzen.
Ortada sadece her yere emir ve talimat gönderen bir şahıs kalmıştır. Bir şahsın bir devletin yerine kendini koymaya çalışmasının bugüne dek olumlu bir netice getirdiği bir örnek bulunmamaktadır.
Memleketi anlamak için, yürütülen siyasi niteliği olan davalara bakınız.
Bir yanda iktidarın gazetecileri hırsla içeri atmak için yanıp tutuştuğu Dündar- Gül davası.
Öte yanda Türkiye’nin IŞİD temsilcisi olduğu ileri sürülen Halis Bayuncuk ve ahbaplarının tahliyesi.
Her halde Bayuncuk ve ahbaplarını dışarıda, Can Dündar ve Erdem Gül’ü içeride isteyen bir anlayış hayırlı bir anlayış değildir.
Yolsuzluk davalarının üzeri örtülür, ahali adaleti Amerikalı bir savcının iddianamesinde arar.
IŞİD zanlıları tekbirlerle tahliye olurken akademisyenler tecrit edilir.
En basit tanımıyla bir gazetecilik faaliyeti ise hukuk devletini ayaklar altına alan bir kişisel kan davasına dönüştürülmeye çalışılır.
İktidarın yılmaz savunucuları bu tablodan onları memnun edecek bir sonuç çıkacağını zannediyorsa hayatlarının en büyük yanılgısı içindeler demektir.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Can Dündar