Helenizm'in Başpiskoposu Gömüldü!

14 Ağustos 2008 Perşembe

Atina'da "Helenizm" in simgesi Akropol Tepesi ile çağdaş Yunan Devleti'nin meclis binasındaki "haçlı" Yunan bayrağı dört günlük yas nedeniyle yarıya inikti.. Atina Başpiskoposu Hristodulos pazartesi günü ölünce, cenazesinde "devlet protokolünün" uygulanacağı açıklanmıştı.

ABD Başkanı George V. Bush 'tan AB'nin Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso 'ya kadar çeşitli ülkelerin ileri gelenleri Yunan hükümetine ve kilisesine başsağlığı iletileri gönderdiler. Dün Atina'da Metropolitlik Katedrali'nde yapılan cenaze törenine çeşitli ülke temsilcileri de "resmen" katıldılar. Türkiye Cumhuriyeti, "devlet protokolü" düzeyindeki cenazeye, ne bir ileti ne de bir temsilci gönderdi!

Başpiskopos Hristodulos, ölümünden 12 gün önce 69 yaşına ulaşmıştı. Kuzey Yunanistan'da Türklerin yoğun olduğu İskeçe'de doğmuştu. O zamanki adı Hristos Paraskevaidis idi. Soyadının son iki hecesi "idis" ten anlaşıldığına göre aile Karadeniz kökenli Pontus göçmeni olmalıydı. Hukuk ve ilahiyat okumuş, doktora yapmış, kiliseye girmiş, 10 yıl önce 59 yaşında iken Yunanistan tarihinin en genç "başpiskoposu" olmuştu. Beş dil biliyordu. Yedi ay önce karaciğer kanseri tanısı konulmuştu. Karaciğer nakli için ABD'ye gitmiş, ancak doktorlar, hastalığın vücuda yayılması nedeniyle ameliyatı göze alamamışlardı.

Başpiskopos, Yunanistan'da çeşitli kamuoyu araştırmalarında "en popüler" kişi olarak daima öne çıktı. Yunan hükümeti ile sıkça çatıştı. Hükümetin kimliklerde "din hanesinin çıkarılması" kararına karşı 3 milyon imza toplayıp "halkoylamasına gidilmesini" istedi. Hükümet kararından dönmedi. Hükümetin AB yanlı siyasasını şiddetle eleştirdi. Helenizm'in AB içinde eriyeceği görüşünü savunurken gençlere "Kıyma olmak mı yoksa et olarak kalmak mı istiyorsunuz" sorusu ile gazete başlıklarına geçti.

Selanik Piskoposluğu'na atama konusunda Fener Rum Patriği Vartolomeos 'un olurunu almayınca patrikhaneyi kızdırdı. Bırakın kiliseler arası ilişkileri bir yana, Yunan Anayasası'na göre bile bu atama için Patrikhane'den olur alması gerekirdi! Başpiskopos, "Patrik'e hesap vermek zorunda olmadığını" açıklayıp Fenere baş kaldırdı. Ona göre Patrik "Türkiye'deki 3 bin Rum Ortodoks'unu" kendisi ise "10 milyon Yunan Ortodoks'unu" temsil ediyordu. Güçlü kendisiydi, "Patrik" de kim oluyordu?

Aşırı ulusalcı Başpiskopos, Patrik'in Türk Ordusu'nda yedek subaylık resmini 76 bölgedeki 10 bin din adamına dağıtarak "düşman Türk ordusunda hizmet veren bir satılmış" havasını yaymaktan çekinmedi. İkisi arasında "güç" çatışması artınca Fener, başpiskoposu "künyeden" adını çıkartarak cezalandırdı. Patrik'in Yunan liderlerine gönderdiği şikâyet mektuplarından sonra bakanların araya girmesi ile bu ceza üç ay sonra kaldırıldı. Yoksa aforoz edilecekti.

Bağlı olduğu Patrik'le arasını açan Başpiskopos buna karşılık Yunanistan'a ilk kez gelen Papa ile olağanüstü ilişkiler kurdu. Başpiskopos, Ortodoks Sırpların Kosova'da Müslümanlara yönelik katliamını destekledi, NATO'nun müdahalesine karşı çıktı.

Yunan halkına, özellikle gençlere yaklaşmayı hedefledi. Gençlere yaptığı "Kulaklarınız küpeli de olsa, olduğunuz gibi kiliseye gelin" çağrısı çok tuttu. Futbol maçlarında dayak yemekten bıkan hakemler adına 2002'de Yunanistan Hakem Komitesi kiliseden yardım isteyince Başpiskopos, hakemleri kutsadı, dayak yememeleri için Tanrı'ya dua etti.

Başpiskopos Hristodulos, 2005'te kilise rezaletleri ile çok sıkıntılı günler yaşadı. Papazların cinsel rezaletleri, uyuşturucu ve eski eser kaçakçılıklarına ve rüşvet olaylarına karışmalarının saptanması üzerine güven yitirdi. Patrikhane'nin de yönlendirdiği Yunan Kilisesi'nin ileri gelenleri, "Başpiskopos'un bu olaylara güz yumduğunu" söyleyerek, güvensizlik bildiriminde bulundular. Kiliseden uzaklaştırılması tehlikesinin belirmesi üzerine "herkesten özür dileyince" bu "günahlar" sanki olmamışçasına günahsızlaştırıldı! Liberal, toplumcu halkın gözünden düştü.

Devlet protokolündekilerin yanı sıra gözü yaşlı halk, dün Katedral'de cenaze törenine katıldı. Töreni, vasiyeti üzerine, can düşmanı Fener Patriği Vartolomeos ile Romanya Patriği ve Kıbrıs Rum Başpiskoposu yönettiler. Öleceğini anlayan Başpiskopos kısa bir süre önce Patrik'i telefonla aramış, bağışlanmasını ve cenaze törenini yönetmesini istemişti.

Bilindiği üzere, Ortodoks papazları 1453'te İstanbul'un fethinden ve Bizans'ın yıkılmasından sonra siyah cüppe giyerler, uzattıkları saçları arkadan düğümlerler. İnanca göre bu düğüm, İstanbul'un yeniden Ortodoksların başkenti olunca açılacaktır. Başpiskopos siyah giysilerini daima kaliteli ipekten özel yaptırtırdı. Renkli tören elbiselerinin her birinin kiliseye maliyetinin 15-20 bin dolar olduğu açıklanmıştı. Unutmamak gerekir ki Yunan Ortodoks Kilisesi ülkenin en zengin kurumudur. Kilise, son açıklamasında cenazeye çiçek gönderilmemesini, kiliseye bağış yapılmasını istedi. Cenaze töreninde Başpiskopos'un başında bir altın taç vardı. Yaşamında, din adamlarının krallardan da üstün olduğunu söylerdi. Bir kral gibi değil bir imparator gibi uğurlandı.

Yunan Kilisesi'nin Synod Meclisi, yeni başpiskoposu 7 Şubat'ta seçecek. Bakalım yeni başpiskopos Fener'in dümen suyuna girecek mi?

Meleklerin Kanadındaki Yolcu!

Gelelim, Türkiye'nin devlet töreninde neden boy göstermediğine...

Hristodulos, 2003'te yaptığı bir açıklamada "Barbar Türklerin Avrupa Birliği'nde yerleri yoktur" dedi. Türklerin eskiden silah zoruyla girmek istedikleri Avrupa'ya şimdi nüfus çoğunluğu ile girmek istediğini söyledikten sonra "Avrupa'nın yarı Müslüman olmasına karşı" olduğunu da açıkladı.

2005'te kilise 14 sayfalık imzasız bir rapor yayımladı. Raporda, Türkiye-AB-Yunanistan ilişkileri irdeleniyordu. Raporun "Helenizm'e karşı Türk tsunamisi" başlıklı 4. bölümünde "Türkiye ne zaman Avrupa'ya yakınlaşmışsa Helenizm'in felaketi olmuştur" denilmekteydi.

Kıbrıs Rumlarının Rusya'dan S-300 füzeleri almasının yarattığı bunalım bunların Yunanistan'da konuşlandırılması ile çözümlenmişti. Başpiskopos bu konuda hükümeti topa tuttu. 1919'da İzmir'i işgal eden Yunan Ordusu'nun Komutanı Teodoros Pangalos 'un aynı adı taşıyan torunu Dışişleri Bakanı'nın dışlanıp Abdullah Öcalan 'ın Türkiye'ye teslim edilmesinde "Düşmana nasıl verirsiniz?" diye hükümetten hesap sordu.

AB'nin Atina'da cami yapılması önerisine şiddetle karşı çıkan Başpiskopos'un bu siyasası ile Türk hükümetinin elini güçlendirdiği öne sürüldü. Ankara'nın, cami yapılmayınca karşılığında, patrikhanenin nicedir istediği Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını önlediği,böylece, Patrik'i güçsüzleştirdiği savlandı.

"Yitik toprak Anadolu" dediği Türkiye'ye er geç dönüleceğini savlayan Başpiskopos Hristodulos kendisinin de "bir gün meleklerin kanadında Anadolu'ya geleceğini" söylemişti. Sizi bilmiyorum ama, ben bundan böyle, bu saygıdeğer din adamının "erkek mi dişi mi oldukları" tartışılan meleklerin kanatlarında Ege ufkundan doğru gelişini dört gözle bekleyeceğim!

Bir Şiir!

Türban yasa çalışmaları hakkındaki yazımı okuduktan hemen sonra okurum Doğan Vardar , Attilâ İlhan 'ın "Bıçağın Ucu" romanından esinlenerek aşağıdaki şiiri yazmış. Paylaşmak istedim.

 

İşte batıyor güneş

Küstah karanlık çıkmış yola

Sessiz renksiz bir boşluk

Dünyamızı kaplamakta

 

Korku sarmış akıllarımızı

Derler ki gece olmadan

Anlaşılmaz yıldızların varlığı

Şimdi hepimiz görmekteyiz

Gözlerden sızan pırıltıları

 

Şafak sökene dek

Onlar aydınlatacak dünyamızı

Onlar canlı tutacak

Güzel günlere olan inancımızı

 

Sen öksüz yurdun evladı

Karanlıktaki yalnız yıldız

Toprağına baksan gökyüzünden

Genci yaşlısı bağırıyor her yerden

Bu yolda biz de varız biz de varız

 

Ne devrin acıları

Ne cehaletin gardiyanları

Sen vazgeçmedikçe

Söndüremez gözlerinin ışıltısını

İnan gece yine bitecek

Ve kıracaksın karanlığın prangasını

Elmek: [email protected]

\t Faks: 0312. 442 79 90