Köşe Yazısı

A+ A-
Cüneyt Arcayürek

Gerçekler ve Gelecek!..

19 Mart 2014 Çarşamba

Bekir Bozdağ öyle bir Adalet Bakanı ki; Başbakan’ın oğlu ile dolarcık muhabbetini açığa vuran konuşma kayıtlarının montaj olduğunu söylüyor ama bu söylemini doğrulayan tek bir belge gösteremiyor.
“Biz biliyoruz bu kayıtların montaj olduğunu” içerikli söylemlerini yeterli kanıt diye gösterebiliyor.
Dahası var. Adalet Bakanı bu iddiasında ısrar ederken, hukuki bir kuralı söylemlerine destek olur ümidiyle o tek bir notası oynamayan durağan tekdüze sesiyle:
Müddei iddiasını ispatla mükelleftir” diyor demesine de...
... Oysa Başbakanı ile birlikte düştükleri yanlış çukurunda böyle söyledikçe hukuka da gerçeklere de ters düşmekten bir türlü kurtulamıyor.

***

Bir iddia sahibi elbette iddiasını ispat etmelidir.
17 Aralık’tan bugüne dek Başbakan, 20 bine yakın polisi ve bir avuç savcıyı görevlerinden alıp başka görevlere sürgün ederken...
... Kendini haklı göstermek için bu insanların Pensilvanya’nın kuyruğuna takılmış devlet içinde ikinci devlet olmaya azmetmiş Gülen cemaatine bağlı olduklarını şu ya da bu biçimde söylüyor.
Fakat o gün bugündür bu polislerle savcıların paralel devletten yani Gülen cemaatinden olduğunun ne kanıtlarını açıklayabildi ne de örnek olsun diye içlerinden bir ikisini yargıya havale edebildi!
Paralel devlet örgütünün şefi, lideri dediği Hocaefendi Fethullah Gülen hakkında yeni atadığı, kuşkusuz el altından vereceği talimatı yerine getirecek savcılardan biri; Gülen hakkında devleti karışıklığa sürüklemek, devlet içinde devlet olmaya çalışmakla suçlayarak kanıtlarıyla soruşturma açamadı.
Adalet Bakanı’na göre, müddei yani Başbakan’ı, paralel devlete hizmet ettiği iddiasıyla başka görevlere sürdüğü polis ve savcılarla ilgili iddiasını ispat etmekle mükellef değil!
F.Gülen ve lideri olduğu cemaatle ilgili soruşturmayı bugün neden açtıramadığı sorusuna gelince RTE, “Ha o soruşturma mı? Hele şu 30 Mart yerel seçimi istediğim kıvamda sonuçlansın. Ondan sonra Gülen ve lideri olduğu cemaati ile bakın nasıl mücadele ettiğime, hepsini bir bir inlerinden çıkarışıma, haklarında soruşturmaya da davaya da tanık olacaksınız” diyor.
Yahu kudretli bir hükümetsin... Elinde Gülen ve cemaati yargıya götürecek yeterli bilgi ve belge var ise bugün değil de taa yarınlarda harekete geçeceğini söyleyeceğine, bugün üzerine düşen sorumluluğun gereğini neden yapmıyorsun diyecek olursanız...
... O her şeyi bilen ama ülke yararlarının bilincindeki bir başbakan havasında; bu soruya, “Bunlar devlet işidir. Nedenlerini bilemezsiniz” diye neden yanıt vermesin!

***

Başbakan bugün suçladığı cemaati işine yarar gördüğü gün övebilir.
Nasıl ki Adnan Menderes’in aslında savunduğu kimi ilkelere aykırı yaşamından bugün söz etmiyorsa, yarınlarda Gülen’in bugün sürekli suçladığı yönlerini de unutabilir...
Aydın’daki konuşması baştan sona Menderes sömürüsüydü.
Altını çiziyor: “Menderes’e dün ne yaptılarsa bugün bana da onu yapıyorlar” diye Menderes’i örnek göstererek zorba yönetimini de savunuyor ve lakin...
... Örneğin Menderes’in; oğlu Yüksel’e başbakan oğlunun iş dünyasında yer alamayacağını, derhal bu alandan ayrılmasını adeta emrettiğini hiç ama hiç anımsamıyor.
Oğlu ile evdeki (rüşvet kokan) dolarcıklarla Avrocuklardan bir an evvel kurtulmayı içeren bir değil altı kez yaptığı konuşmaların üstünü örtmek, masum rolü oynayabilmek amacında ama Menderes’in bu yanını es geçiyor...

***

Gezi eylemleri hükümete darbe... 17 Aralık’ta savcının bakanları, hatta oğlu için soruşturma çabası darbe... O darbe bu darbe!
RTE gerçeğini yaşamadığı için, darbe nedir bilmiyor.
Üstelik bugün yere göğe adını yazdığı, yaşamına ve amaçlarına sahip çıktığı ustası, hocası “mücahit” dedikleri Başbakan Necmettin Erbakan’ın 12 Mart’ta yönetime ordu müdahalesi olur olmaz...
... Tası tarağı toplayarak, kurduğu Nizam Partisi ve ideal arkadaşlarını bırakarak apar topar İsviçre’ye kaçtığını bilmezden geliyor.
12 Mart cuntasının, CHP’den istifa ederek bağımsız olan Nihat Erim’i başbakanlığa atadığı günlerde, Erim’e karşı yazılarımdan sonra Hürriyet İsviçre’ye gönderdi beni.
12 Mart’ın bütün hızıyla devam ettiği günlerdi; İsviçre Zürih’te eşimle Bahnhof Caddesi’nde bir alışveriş binasının yanında birden Necmettin Erbakan’ı gördüm.
Koştum yanına. “Hoca” dedim “hayrola! Ne iş buralardasınız?
Gayet sakin, burada tedavi gördüğünü söyledi. “Konuşalım, bir röportaj yapayım sizinle” dedim.
Sorularımı yanıtlamadan hızla yanımdan ayrıldı, kalabalığa karıştı.
Erbakan’ın Zürih’te olduğunu yazdım ve Hürriyet’e verdim.
Meğer o günlerde başkentte hükümet ve siyasal çevreler, Erbakan nerelerde diye araştırmalar yapıyormuş.
Hürriyet, Erbakan’ı 12 Mart’tan hemen sonra gittiği İsviçre’de bulduk diye manşet haberle çıktı.
Yani demek istiyorum ki darbelere karşı durmadan nutuk atıyor RTE ama üstadı, bugünkü İslamcı AKP’nin ilkini kuran, 28 Şubat mağduru dediği Erbakan’ın darbeyi duyar duymaz fellik fellik İsviçre’ye kaçtığını söylemekten kaçınıyor.
MHP lideri Devlet Bahçeli, acaba RTE’nin gün gelir yurtdışına kaçacağını söylerken, Necmettin Erbakan örneğini mi anımsıyor veya anımsatmak istiyor?
Geleceğin nelere gebe olduğu kim bilebilir?

Tümü Cüneyt Arcayürek - Son yazıları

Viraj ustası 10 Mayıs 2015 Paz
Ya sen nesin? 9 Mayıs 2015 Cmt
Anlamaz 8 Mayıs 2015 Cum