Köşe Yazısı

A+ A-

Sarıgül’ün Projeleri - 3 Nasıl Olacak?

21 Mart 2014 Cuma

Üç gündür Sarıgül’ün 25 uzman tarafından altı aylık bir çalışma ile hazırladıkları programın ana çizgilerini ve önceliklerini anlatmaya çalışıyorum.
Kent yaşamının her yönünü kapsayan geniş kapsamlı bir çalışma, turizmden spora, kültüre, konser ve opera binalarına kadar ayrıntıya giren bu çalışmada önerilen projelerin nasıl yaşama geçirileceğine geçmeden önce, tarihi yarımadanın açık müze kent olması, marka caddeler kurulması İstanbul hanlarının restorasyonu, Haliç’in Eyüp Sultan odaklı “doğa ve kültür vadisi” haline gelmesi gibi özgün yanları da olduğunu belirttikten sonra, trafik, turizm, çevre gibi konuların hepsine burada yer veremediğimi eklemeliyim.
Şimdi gelelim bu projelerin nasıl yaşama geçeceklerine:
Bu projeler planlı bir şekilde hazırlanmaktan başka uygulanmalarında şeffaf ve katılımcı demokratik yöntemler uygulanacak, yani İstanbul halkı yerine birilerinin onun adına düşünüp, kendiliklerinden hazırlayacakları girişimlerin ürünü olmayacak.
Zaten çağdaş kent yönetiminin de, demokrasinin de gereği bu.
İnsanlar yaşayacakları çevrenin ve kentin düzenlenmesinde, oluşmasında söz sahibi olacaklar, katkıda bulunacaklar.
Bunun için de her şeyden önce İstanbulluların kentlerinin kaderini buyurganın iki dudağının arasından çekip çıkarıp, kendi ellerine almaları gerek.
Kent rantının kentliye döndürülmesiyle bütün projelerin finansmanı da mümkündür.

***

İstanbul 12 yıldır, yağma ve talana dayalı bir ekonomik modelin yürütücüsü, kendisine “ılımlı” İslam diyen, ama belirleyici niteliği çıkar çevreleriyle “uyumlu” İslam olan ve şimdi onu da artık beceremeyen “Tayyibizm”in sultası altında.
İstanbul Tayyibizmin en önemli odağıdır. Çünkü değirmenin suyu İstanbul talanından ve avantasından gelmektedir.
Su havzaları, kentin ciğerleri olan kuzeydeki yeşil ekolojik kuşak vahşice talan edilmekte, bütün bunların kararını ise büyük menfaat şebekesi piramidinin tepesinde bulunan tek adam vermektedir.
İstanbul’da meydana gelen yıkım, artık telafisi çok güç, hatta imkânsız boyutlara varmış bulunmaktadır. Hele hele Kanal İstanbul gibi bir çılgınlığın hayata geçirilmesi halinde yalnız kent halkı ve Türkiye için değil, bütün insanlık için İstanbul ebediyen yok olacaktır.
O bakımdan bu seçimler İstanbul açısından gerçekten yaşamsal öneme sahiptir.
Burada, kenti keyfilikten kurtarıp planlı yönetime kavuşturacak, yağma ve talancının pençesinden çekip alacak, halkı avantacının rantçının gelir alanı olmaktan çıkarıp doğan rantı tekrar hemşerisine hizmet olarak döndürecek, İstanbullu ile doğa ile bilim ile özgürlükle barışık bir yönetime ulaştıracak bir değişiklik gerçekleştirilemezse, durum tahminlerin de ötesinde kötüdür.

***

Bu ortamda 30 Mart’ta, Tayyibizm ile demokrasi ve katılımcılık arasında bir seçim yapılacaktır.
Bu seçimde bir yanda Sarıgül bir yanda Tayyip Erdoğan olacaktır. Erdoğan’ın diğer adayları birer göstermelikten ileri geçemezler. Karar her zaman Tayyip Bey’in uhdesinde olacak.
Bu yazılarda, övgü dozu epeyce yüksek oldu.
Burada bir noktaya dikkati çekmek isterim. Ben adaylardan herhangi birini değil, birinin programını, projelerini övdüm.
Sarıgül iktidara gelebilir mi? Gelirse, son yıllarda oluşmuş olan, seçimin ertesi günü çevresini kuşatacak rant ve yağma çevrelerinin cazibe alanı dışında kalabilir, baskılara dayanabilir mi?
Bu konularda bugünden herhangi bir öngörüde bulunamayacak kadar tecrübeli olacak yaştayım artık.
Ayrıca, bir kentin esenliğinin yalnızca bir kişinin vaadiyle sağlanamayacağını, o kentin esenliğinin en büyük güvencesinin hemşerilerinin kentlilik bilinci olduğunu da unutmamalıyız.
Eğer ana çizgilerini anlatmaya çabaladığım projeler hoşumuza gidiyorsa, onları yaşama geçirebilmemiz için, sahiplerine iktidar şansı verecek, sonra da sonuna kadar denetleyecek iradeye sahip olmamız gerekir.

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

19 Mayıs ve demokrasi 21 Mayıs 2019 Sal
Linç 17 Mayıs 2019 Cum
Her şey güzel mi olacak, güç mü? 14 Mayıs 2019 Sal