Kırk Yıl mı Desem.. Yüz Yıl mı?..

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Anadolunun az sayıdaki nitelikli festivallerinden biri, temmuz ayında, Karadenizin kıyısında, Cidede yapılan Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali. Aydın Ilgaz’ın ve ilçenin aydın insanlarının elbirliği ile kotarılan (Düzenleme komitesinin, İlçenin Kaymakamı, Belediye Başkanı ve Kastamonu Üniversitesi Rektörünün katılımı ile oluştuğunu görmekten kıvanç duyduğumuz) festival, 13. yaşına bastı bu yıl. Ne yazık ki, gidip görmek kısmet olmadı. Bari, bir şiiriyle analım ustayı Bundan tam kırk yıl önce, 68in o çalkantılı günlerinde yazmış... Bakın bakalım, hiç eskimiş mi ?

KÖRÜZ BİZ

Ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan

Tan yerinden söken umut ışığı

Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim

Aydınlıklar sizin olsun körüz biz

Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara

Göremeyiz ateş böceklerini biz körüz

ıkıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda

Bir bulut ne zamandır üstümüzde

Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında

Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz

Dolanır ayaklarımıza boğum boğum

Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır

Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz

Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner

Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden

Yeni körler peydahlarız uyur uyanır

Ayak altında eziledursun karınca sürüleri

Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel

Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi

Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı

Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan

Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta

Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana

Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan

Körüz gözbebeklerimize mil çekilmiş mil

Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk

Tetikte kendi parmağımız yabancının değil

(R. Ilgaz, 1968)

***

Dün, Türk basınında sansürün kaldırılışının yıldönümüydü. Hayat Televizyonunun lisansının iptali ile şenlenen bir Basın Bayramı Yeni körler peydahlamaya devam

***

Hıfzı Topuzun Özgürlüğe Kurşun”unu okumanın tam sırasıdır. Neredeyse 100 yıl önce, Hasan Fehmi cinayeti ile başlayan yazar kıyımının en çarpıcı örneklerinden biri, 37 aydının can verdiği Sıvas katliamından bu yana 15 yıl geçti, anıları için bir müze yapmayı beceremedik; kebapçı kapatmak kolay değil elbette

***

Kimi katil kurşunuyla, kimi eceliyle Ustalar o beyaz atlarına binip, birer birer ayrılıyor aramızdan Tanımış olmaktan onur duyduğum nice güzel insanı, Tomris Uyarı, Mehmet Akanı, Vedat Günyolu, Bedreddin Cömerti, Yavuzer Çetinkaya, Stefanos Yerasimosu, Necati Abacı, İsmet Küntayı, Kamran Uslueri, Duygu Asenayı hep temmuz aylarında yitirmişiz. Listeye birkaç isim daha ekleniverdi bu hafta: Tiyatro ve sinema dünyamızın sevecen ablası Suna Pekuysalı dün uğurladık; eleştiri sanatının ustası Fethi Naciyi bugün uğurlayacağız Ölümsüzlerin arasına

***

Darbe günlükleri, kapatma davaları ile geçen ömrümüz, küçük mutluluklarla aydınlanıyor. Yepyeni birkaç örnek: Sinemamız aldı başını gidiyor. Ay başında Bükreş Uluslararası Film Festivalinde iki filmimiz ödül kazandı. Reis Çelikin Mültecisi Büyük Ödüle, Özer Kızıltanın Takvası En İyi İlk Film Ödülüne değer bulundu. Özcan Alperin olağanüstü incelikler taşıyan ilk filmi Sonbahar da Locarno Film Festivaline seçildi. Ödülsüz dönmeyeceğine inanıyorum.

***

İstanbulda yaz sıcaklarına karşı en güzel savunma hattı, Açıkhavada kuruluyor. Caz Festivalinden sonra şimdi de MOST Production konserleri Önceki gece, Haris Alexiou ile yaşadığımız güzel saatler için Mustafa Oğuza ne kadar teşekkür etsek az. Tabii, Alexiouya da O güzelim sesi ve yorumu ile Türk ve Rum halklarının kardeşliğini bir kez daha hatırlattığı için Konseri dinlerken, düşünüyordum: Rumlar göçe zorlanmamış olsaydı; İstanbul çok kültürlü kimliğini koruyabilmiş olsaydı, belki bugün farklı bir İstanbulda, farklı bir atmosferde yaşıyor olacaktık... Ne dersiniz?

[email protected]