Fethi Naci’li Günler

11 Ağustos 2008 Pazartesi

1981’de, Türkiyede Roman ve Toplumsal Değişme yayımlandığı sıralarda, Memet Fuat tanıştırmıştı, Yazko günlerimizde. İlk izlenimim yüzündeki insani ışığın karşısındakini kavrayıveren gücü olmuştu.

Ancak yakın olmamız on yıl sonra 1991de Adam Sanat dergisinde düzenli yazmaya başladığında gerçekleşti. Ayda bir yazı vermeye geldiği günlerde ortaya saçtığı yaşam enerjisiyle hepimizi ayaklandırıyordu. Memet Fuat, Cevat Çapan ve Semih Gümüşle birlikte Kireçburnuna öğle yemeklerine inmeye başladık.

Gerçek Fethi Naciyi işte o günlerde tanıdım. Konuşmaya başladığında Türk ve dünya edebiyatının altından girip üstünden çıkıyor; bir yandan Türkçe ve Fransızca ağzından dökülen dizelerle öte yandan duyulmamış Karadeniz küfürleriyle düşünceler, duygular hallaç pamuğu gibi atılıyordu. Herkesle ne çok anısı vardı: Mehmet Ali Aybardan Selahattin Hilava, Tanpınardan Melih Cevdete sonu gelmez tartışmalar, serüvenler, kavgalar, dostluklar... Kişisel hesapların olmadığı, hep daha güzel bir dünya, daha nitelikli bir edebiyat için. Siyasetçi olsun, edebiyatçı olsun insanın sahtesiyle gerçeğini ayırmakta üstüne yoktu. Okuduğu bir ürünle, ayaküstü bir konuşmayla nu- marasını verir, zaman içinde pek de yanılmadığı görülürdü.

Türkiye İşçi Partisinin programının yazılmasından, yıllar boyu DİSKe bağlı sendikalarda eğitim seminerleri verecek kadar inandığı düşüncenin militanıydı. Sosyalizmin, insanoğlunun yaratabileceği en güzel gerçekleşebilir düş, dünyanın gençliği olduğuna inanıyordu. Yetmiş yaşında ÖDPnin seçim kampanyası için on beş gün memleketi Giresunda kahve konuşmaları yapmış, sokaklarda bildiriler dağıtmıştı.

***

1995’te onun Gerçek Yayıneviyle, bizim Adam Yayınlarının Beyoğluna taşınması yakın zamanlarda gerçekleşti. Artık komşu olmuştuk. Kimi gün sabah kahvelerinde, ama mutlaka cuma günleri buluşuyorduk. Cuma Akademisi adını verdiğimiz masada Fethi Nacinin düzenleyici, tartışmaları yönlendirici bir egemenliği vardı. O yıllardan birinde Tüyap Kitap Fuarına ünlü Fransız düşünür Michel Butor gelmiş, bir konuşma yapmıştı. Fethi Naci, konuşmayı çok sıradan bulmuş, çıkışta, Bizim Cuma masasında daha dişe dokunur şeyler konuşuluyor, demişti. Tartışmaların hızının kesildiği anlarda en sevdiği şey, Turhan Günaydan Dünya Bir Gölgeliktir adlı türküyü dinlemekti.

Tüyap Kitap Fuarının onur yazarı olması kendisine ilk önerildiğinde, Benden önce Vedat Günyol var, diyerek sırasını ona vermiş, bu ödülü ertesi yıl kabul etmişti.

1999’da yüzyıl tamamlanırken, daha önce On Türk Romanı diye başlayıp altmışa dek çıkardığı roman eleştirilerini Yüzyılın Yüz Romanı adıyla bütün bir çağı kapsayacak biçimde genişletmesini önerdim. O yazı bu çalışmayla geçirdi. Kitap otuz sayfalık geniş bir tarihsel bakışlı önsözle açılıp, romanımızın yüzyıla yayılan bütün bir zenginliğini kapsıyordu. Çıkar çıkmaz, bir eleştiri kitabından beklenmeyecek bir başarıyla kısa sürede üç baskı yapmıştı.

Eleştiri kitaplarını belki herkes okumaz ama Fethi Nacininkiler öyle değil. Çünkü o bir eleştiri yazısı yazarken içine hayatı katmayı da biliyordu. O yüzden onun yazıları dünyaya ve insanlara yazılmış hayat dersleridir aynı zamanda.

Dönüp Baktığımda ve Dünya Bir Gölgeliktir adlı anı kitapları günümüz kuşaklarının artık pek tanımadıkları, her alanda militan bir hayata özgü neşe ve yaşam sevincini bugüne ve yarınlara taşıyor.

Ben kendimi gülün dibinde buldum

Kuru kuru sevda imiş sarardım soldum

Sevda bir düş imiş kendime yordum

Ay karanlık gece vurdular beni

Yarin çevresine sardılar beni