Büyük Birleşme

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Ülke siyasetinde bir "büyük birleşme" gerçekleşiyor. İslamcı sağ ile aşırı milliyetçi sağ birleşiyor. Cumhurbaşkanı seçiminde başlayan nişanlılık süreci, türban anlaşmasıyla dönüşü olmayacak bir evlilikle noktalanıyor.

Varılan birliktelik uzun yılların gelişmelerinin niteliksel dönüşümüdür.

***

Osmanlı'nın son on yıllarında ortaya çıkan başlıca düşünce akımları, İslamcı, milliyetçi, Osmanlıcı ve çağdaşlaşmacı olarak dörde ayrılıyordu. Aslında İslamcılık ve Osmanlıcılık birbirine çok yakındı ve esas olarak "geçmişe" bakıyordu. Toplumun gönenci ve iyiliği için geçmişin güzel günlerine dönülmeliydi. Eğer İslamın ilke ve kuralları, yani Kuran'ın hükümleri tam olarak uygulanırsa, mükemmel bir toplum oluşabilirdi.

Buna karşılık milliyetçiler, "İslamı bir tarafa bırakıyor", onun yerine Türk kültürünü öne çıkarıyor ve bunu Orta Asya'dan -çok tanrılı dönemlerden- başlatıyordu. Milliyetçilerin bir bölümü yayılmacı Turan ülküsünü; "gerçekçi" denilebilecek kesimi de barışçı ve Türkiye odaklı bir çizgiyi yeğliyordu. O yıllarda bir adı da Batılılaşma olan çağdaşlaşmaysa, başta Fransa olmak üzere, Avrupa ülkelerinin örnek alınmasıyla ülkenin gelişebileceğini savunuyordu.

"Cumhuriyet", çağdaşlaşmacı ve barışçı milliyetçi akımların birleşimi olarak doğdu. Ancak, özellikle de Avrupa'da ırkçılığın yükseldiği 1930'lu ve 40'lı yıllarda, milliyetçiliğin yayılmacı kanadı, CHP'nin tek parti yönetimiyle açıkça ters düştü.

İslamcı ve Osmanlıcı akımların esas gövdesi, doğası gereği, çağdaşlaşmayı ve Cumhuriyeti hiçbir zaman içine sindiremedi; "isteyerek" onaylamadı.

Çok partili yaşama geçildikten sonra milliyetçiler, değişik adlar altında ayrı parti kurmayı denedilerse de bunların önemli bir bölümü Demokrat Parti'de siyaset yaptı. İslamcılar da Demokrat Parti'den yararlandı; Cumhuriyetle barışık olmamaları nedeniyle milliyetçiler kadar erken davranamadılar. İslamcılar ancak, 1970'lerde partileştiler.

Siyasetin özgürleştiği 1960'ların ikinci yarısından sonra, dinci sağ ile milliyetçi sağ birbirinden ayrı siyasal hareketler olarak doğdu ve öyle yol aldı. Ayrılık doğaldı çünkü bu ikilinin düşünsel kökenleri birbirinden çok farklıydı. İslamcılar, kapatma ve açılmalarla yaşanan bir partileşme sürecinden sonra merkeze yönelme çabalarına girdiler ve AKP olarak yollarına devam ediyorlar. Aşırı milliyetçiler ise, 1960'lardan sonra, geçmişte İslamcılığı yadsıyan düşünsel kökenlerini bir tarafa bırakarak Türk-İslam "sentezciliğini" öne çıkardılar ve "vurucu" özellikler sergilediler.

İki aşırı sağcı akımın, dinci ve milliyetçi sağın, tarihsel olarak ayrı partilerde örgütlenmesi, artılarıyla ve eksileriyle ayrı bir değerlendirme konusudur. Ancak, aşırı sağın bu "ayrılığının" , Türkiye siyasetinin işleyişi yönünden, özellikle de demokratik dengeler açısından, olumlu etkileri olduğu söylenebilir.

Dinci sağ, siyasal boşluktan da yararlanarak, 2002'de tek başına iktidar oldu. Merkez sağın, yani DYP ve ANAP'ın Demokrat Parti adıyla birleşmesinin "bilinmeyen/açıklanmayan nedenlerle" çökmesi/çökertilmesi sonucu, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden AKP güçlenerek çıktı; vuruculuktan arındığını söyleyen MHP de üçüncü sırada Meclis'e girdi.

İslamcı ve sentezci milliyetçilerin, önce cumhurbaşkanı seçimi, şimdilerde de türban işbirliği, Türkiye siyasetinde yepyeni bir sayfadır. Son elli yıl boyunca ayrı olan dinci ve aşırı milliyetçi sağın bu çok duyarlı iki konuda birleşmesiyle, Türkiye siyaseti, "köklü bir biçimde" nitelik değiştirmektedir.

Bu ikili, yani birleşik aşırı sağ, yüzde 60 dolayındaki seçmen desteğine sahip olduğu varsayımıyla, gerçek özelliklerini sergilemeyi sürdürecek iç ve dış politikada, aşırı sağcı bir iktidarın yapacaklarını yapmaya çalışacaktır. Bu işbirliği, özellikle eğitimde ve devlet olanaklarından yararlanmada çok daha ileri noktalara taşınacaktır.

Ek olarak, diğer ülkelerin deneyimlerinin kanıtladığı gibi, bu birleşmenin uzun dönemde milliyetçileri zayıflatacağı ve İslamcıların egemenliğini pekiştireceğini söylemek hiç de yanlış olmaz.

***

Bu büyük birleşme ve gidiş, çağdaşlaşma ve demokratikleşme açısından hiç de sağlıklı değildir; giderek tehlikelidir; çünkü dizginsiz ve dengesizdir; karşısında toplumu kucaklayan doğru dürüst bir muhalefet partisi yoktur. Bu nedenle, CHP, üst yönetimini ve yönetim anlayışını bütünüyle değiştirmeli ve güçlenmelidir. Yakında yapılacak olan CHP Kurultayı, demokratikleşmeyi, çağdaşlaşmayı ve solda birliği öne çıkararak partinin halkla bütünleşmesini sağlayacak yeni bir yönetimi iş başına getirmelidir. CHP'ye gönül ve destek verenlerin tarihsel, toplumsal ve siyasal sorumluluğu bunu gerektirmektedir.

[email protected]