Kadınlar Teslim Olmayın!

12 Ağustos 2008 Salı

Yirminci yüzyıl, kadınların özgürleşmek, erkeklerle eşit haklar elde etmek için savaştıkları bir yüzyıl oldu. Önce yavaş, sonra hızlı bir ivmeyle erkek egemen toplum yapısına kafa tuttular. 21. yüzyıl ise kadınların bu savaşının yeni bir evreye yükseleceğini gösteren belirtilerle doludur.

Ama bunun sorunlu bir mücadele olduğu da kesindir.

Eşitsizliğin farklı biçimlerini koruma konusunda kararlı gelişmiş ülkelerde kadınlar seslerini yükseltebilir, daha ileri hedeflere doğru ilerleyebilirlerken küremizin gelişmişlerin egemenliğinden, tasallutundan, hırsızlığından kurtulamayan bölümünde kadınların durumu daha zordur. Bu parçada ya da parçalarda kendi toplumlarının önyargılarıyla, gelişmiş dünyanın aldırmazlığıyla savaşmak zorundadırlar. O dünyaların, bireysel kurtuluşu "özgürlük" , köleleşerek daha fazla hak alma yanılgısını "eşitlik" olarak gösteren anlayışı ve propagandası işi iyice zorlaştırıyor.

***

Gelişmiş ülkelerde kadın emeğine duyulan gereksinim onlara belirli alanları açtı. Bu alanların kısıtlı kalması, yükselme olanaklarının sınırlanması kuralı ise değişmedi. Hizmet sektöründe yoğunlaşan kadın emeği bir yandan kadının fiziksel olarak görece güçsüzlüğü gerekçesine bağlanırken, erkek egemen toplum hiç fiziksel güç gerektirmeyen mesleklerin önünü kapatmakta da sakınca görmedi. Tam tersine bu konuda ısrarlı ve kararlı oldu.

Yine de gelişmiş ülkelerde kadın hareketleri özgürlüğün bireysel biçimlerine takılıp kalmamayı, en azından uzunca bir süre koruyabildiler.

Feminist hareketin şimdiki sessizliği, sessizlikten öte liberalizme teslimiyeti ise şaşırtıcıdır.

***

Bizim gibi ülkelerde kadın emeğine duyulan gereksinim doğrudan doğruya yoksullukla bağlıdır. Tek ücretlinin aileyi geçindirmekte karşılaştığı zorluklar, kadını eve kapatan ideolojiyi sarstı. Erkek egemen, dinsel hurafeyle pekişmiş ideoloji, bu zorunluluktan doğan gelişmeye rağmen, kadını eve kapatmakta kararlıdır. Onun söylediği şudur:

"Evde otur, sokağa çıkacaksan örtün ve kırıtma."

"Okuyacaksan bil ki, geleceğin yoktur. Ama imam olamayacağın halde imam hatip okuluna gidebilirsin, üniversite okumakta kararlıysan, oku. Ama bu okuma özgürlüğünün bedelini türbanla, başörtüyle, çarşafla ödeyeceksin."

***

Peki bu ağır ideolojinin geleceği var mı? Yakın bir geleceği var. Uzak bir geleceği yok. Şimdilik dinsel ideolojinin ağır baskısı altında özgürleşmeye çalışan kadın sokakta bağırabilmeyi eşitlik; türbanı, çarşafı, özgürlük sanıyor.

Gerçekte ona "Evinde otur, sokakta kırıtma" diyen ideoloji, geçici bir süre için izin ve ruhsat vermiştir. Çok yakın bir gelecekte o evinde oturacak, çocuğuna bakacak, erkeğin isteklerini karşılayacak, "asr-ı saadette" yaşadığını zannedecektir. İslam âlemine bakanlar bu yakın geleceği görebilirler. Uzak gelecekte ise erkek egemen toplum kırılmaya, çatlamaya mecburdur.

Türkiyemiz, kadınların neredeyse yüzyıla yaklaşan bir dönem özgürlüğün ışıklarını gördükleri, sıcağını hissettikleri güzel ülkemiz geriye doğru bükülürken üzülmemek elde değildir.

Savaşarak elde ettikleriniz sizi sevindirir. Ama ufukta ışığı görseniz de, kazanımlarınızın elinizden bir bir alındığında sizi boğacak olan karanlık zifiri, sıkıntı ölümcüldür.

Erkekler bu işe aldırmazlar. Bencillikleri ağır basar. "Aydın ve solcu" olduklarını söyleseler de sizi yalnız bırakacaklardır. Savaş onların değil, sizin savaşınızdır.

***

Kadınlar teslim olmayın.

Başınızı örterek özgür olamazsınız.

"Başınızı örtme özgürlüğü" sizi eve kapatmak isteyen erkek egemenliğinin evvel eski, ama itiraf edelim, şimdi siyasal hedeflere kilitlenmiş büyük rüyasıdır.

O rüya gerçek olduğunda, size yalnızca evinizin dört duvarı kalacaktır.

O duvarı yıkmak için yeniden bir yüzyıl gerekebilir.

Yazık değil mi sizin bunca emeğinize, hakkınıza, hukukunuza?

 

 

e-posta: [email protected]