Köşe Yazısı

A+ A-

Düziçi Köy Enstitüsü’nde...

30 Mart 2014 Pazar

Anadolu gezilerinde beni en çok etkileyen yerlerin başında, geçmişte Adana’ya bağlı olan, bugün Osmaniye sınırlarımız içindeki Düziçi Köy Enstitüsü’nden kalanlar oldu.
Enstitüyü buradan mezun olan öğretmen Mehmet Mülayim’le birlikte gezdim. Mülayim, enstitünün laboratuvarlarını, etüt odalarını, dershanelerini gezdirirken, sanki her şey dün olmuş gibi anlatıyordu. Sesi dağ başındaki bir çoban çeşmesi gibi duru akıyordu. Gözleri etrafı biraz bulanmış bir pınar gözünü andırıyordu.
Sınıf arkadaşlarının fotoğraflarının bulunduğu bölümü gezdirirken heyecanla tek tek kimlerin bugün nerede olduğunu, çocuklarının, torunlarının bugün neler yaptığını anlattı.
Ana binanın kırık camları güzel bir kitabın yırtılmış sayfalarını andırıyordu. Hemen önündeki ağaçlar, yıpranmış gövdeleri ama dimdik duruşlarıyla bir anıt gibiydi.
Öğretmen Mülayim, o zamanlar Düziçi’nde elektrik olmadığını belirtip, övünerek şöyle dedi:
“Biz kendi elektriğimizi kendimiz üretiyorduk. Haftanın belli günlerinde, Toroslar’ın eteğinden zirvesine kadar bütün bölgeyi dolaşıp, özel taşları, bitkileri ve böcekleri topluyorduk...”

***

Ne zaman Anadolu’nun geçmişte Köy Enstitüleri’nin kurulu olduğu bir yerine gitsem, aydınlığının bugün bile devam ettiğini hissederim. Yıllar önce bir Karadeniz turu yaparken, yerleşim yerlerinden birinin öncekilerden daha farklı olduğunu hissettim. Gençleriyle, kadınlarıyla şehir cıvıl cıvıldı. Az sonra öğrendim ki burası Anadolu’nun dört bir yanına eşit şekilde serpiştirilmiş Köy Enstitüleri’nden birinin bulunduğu, Trabzon’a bağlı Beşikdüzü idi.
Düziçi’nde de aynı havayı soludum. Bizi karşılayan insanlar aile boyu tipik bir Anadolu aydınlanmasının fotoğrafıydı.
Düziçi’nin meydanları, sokakları da aynı ışığı yansıtıyordu.

***

Bugün ülkemizde eğitimin içinde bulunduğu tabloya bakınca Köy Enstitüleri’nin farkı açıkça ortaya çıkıyor.
1940’larda Anadolu’nun çok az bir yerinde elektrik varken, kendi santralını kuran Köy Enstitüleri öğrencileri aynı ivme devam etseydi, bugün bilgisayar üretirdi.
Oysa bugün okul deyince akla eğitimden, üretimden çok sorun, yapboz tahtası ve karmaşa geliyor.
Düziçi Köy Enstitüsü’nde ötekilerden daha farklı bir tablo vardı. Hiç değilse bir bölümü müze olarak korunmuş ve yeniden düzenlenmişti. Bu müzenin eğitimle, toplumsal gelişimle, ülke kalkınmasıyla biraz ilgili herkes tarafından görülmesini isterim
Bugün Köy Enstitüleri deneyimini 21. yüzyılın gerçekleriyle buluşturmak, eğitim sorunlarının çözümünde başlıca ivmelerden biri olabilir.
Sözü Mehmet Mülayim öğretmenle bağlayalım...
Okulda ortaklaşa yaptıklarını, tarım derslerini, ürettiklerini anlattıktan sonra sıra okudukları kitaplara geldi. O günün koşulları içinde Türk ve dünya edebiyatının pek çok önde gelen yazarıyla okul sıralarında tanışmışlardı.
Bugün ise okuma deyince akla önce meydan okuma, sonra bildiğini okuma, ardından hariçten gazel okuma ve tabii ki canına okuma, en sonra da kitap, gazete okuma geliyor.
Köy Enstitüleri’nin aydınlığına bir kez daha selam olsun...

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Başta mutlu bir damat... Ekonomide her şey mat... 17 Eylül 2019 Sal
Saray’daki hesap sandığa uyar mı? 15 Eylül 2019 Paz
11 Eylül: Küresel savaş günü... 12 Eylül 2019 Per