Doç. Dr. Kıvanç Ersoy

22 Nisan'ın rövanşı beklenirken...

23 Haziran 2016 Perşembe
"biz nasıl bilirsek hep bir ağızdan gülmesini 
biliriz öylece yaşamasını  ölmesini
hepimiz birimiz için
birimiz hepimiz için" 
Nazım Hikmet
 
22 Nisan'da arkadaşlarım Esra Mungan, Meral Camcı ve Muzaffer Kaya ile birlikte tahliye olmamızın en iyi tarafı toplumsal muhalefet güçlerine moral vermiş olması oldu. Gerçekten de  40 günlük tutukluluğumuzda bizi yalnız bırakmayan meslektaşlarımız, imzacı arkadaşlarımız, öğrencilerimiz, ailelerimiz ve bunların dışında da barış ve demokrasi isteyen ve bunun için mücadele eden herkes böyle bir zafere ihtiyaç duyuyordu. Kısmi zafer, yani bizim serbest bırakılmamız, büyük ölçüde bu dayanışmanın büyüklüğü ile geldi. Destek olan herkese müteşekkiriz.
 
 
Ancak önümüzde iki yeni dava var: Birincisi 23 Haziran günü, Bilgi Üniversitesi'nden Chris Stephenson hocamızın davası. Chris hoca, ben, Esra ve Muzaffer ile birlikte tutuklandığımız gün adliyeye bize destek için geldiğinde tesadüfen üzerinde bulunan HDP'ye ait, yasal Newroz broşürü nedeniyle, yine mesnetsiz iddialar silsilesiyle  "terör örgütü propagandası"nı düzenleyen TMK 7/2 maddesinden yargılanıyor. Bizim Metris'teki ilk günümüzde onun da Yabancılar Şubesi'nde gözaltında beklemek ya da  yurtdışına çıkmak seçenekleri arasında kaldığını, sınırdışı edildiğini duymuştuk. Daha sonra mahkemeye yapılan itiraz ile sınırdışı kararı kalktı ve Türkiye'ye geri döndü. 23 Haziran'da hakim karşısına çıkacak.
 
İkinci dava, Erdoğan'ın barışçı akademisyenlere "seslendiği" malum konuşmasından beri, gerek idari soruşturmaların gerek savcılık soruşturması sürecinin en sert bir biçimde yaşandığı illerden Mersin'de... Mersin Üniversitesi'ndeki 21 imzacı akademisyen sürecin başından beri çeşitli baskılara göğüs gerdiler. Bu süreçte idare hukuki herhangi bir kaygı da gütmeden 6 imzacı akademisyeni işinden attı. İşten atılanlardan Mustafa Şener hocamızın aldığı yürütmeyi durdurma kararı çok geçmeden itirazla bozuldu. Mersin Üniversitesi Rektörü göze girmiştir muhtemelen, devlet üniversiteleri rektörleri içinde işten atma konusunda en gayretkeş olan o oldu.
 
 
12-13 Temmuz günlerinde ise Mersin'deki imzacı arkadaşlarımız Mustafa Şener, 
Hakan Mertcan, Selim Çakmaklı, Esin Gülşen ve Attila Güney facebook paylaşımları nedeniyle "terör örgütü propagandası yapmak" ve "Türklüğe hakaret etmek" suçlarından yargılanacaklar. Elbette ki, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında düşünülmesi gereken paylaşımları bu maddelerde tarif edilen durumlara uymuyor. Arkadaşlarımız imzacı oldukları için hedefe konulup, facebook paylaşımından dolayı haklarında dava açıldı.
 
Bütün bu davaları, bizim dördümüzün yargılandığı dava, başka illerde açılmış ve bazılarında yurtdışı yasağı gibi tedbirlerin de haksız bir şekilde uygulandığı davalar ve halen ifadeye çağrılan imzacılara muhtemel ki açılacak davalar ile birlikte büyük bir sürecin içinde değerlendirmek gerekiyor. Karşı taraf dört koldan Barış için Akademisyenler'e saldırırken,  bizim de bu davalar etrafında kenetlenmemiz büyük önem taşıyor. Bizim dördümüzün içeriden çıkmış olması yanıltmasın: Türkiye'de akademisyenler yargılanmaya devam ediliyor!
 
Bizlere destek olan herkes bugün Chris hocaya ve Mersin'deki imzacı arkadaşlarımıza da destek olmalıdır. İçeride tutuklu kimse olmasa da, bu yargılanmalar haksızdır! İmzacı akademisyenler üzerinde kurulan her tür baskı, her tür ceza tehdidi, kalıcı barışın ve demokratik Türkiye'nin önünde engeldir.
 
Bu nedenle 23 Haziran'da Çağlayan Adliyesi'nde, 12 ve 13 Temmuz'da Mersin'de, yargılanan imzacı hocalarımızın yanında olmak her demokratın, her barışçının görevidir.  22 Nisan'da kazanılan kısmi zaferle moral bulan muhalefetin, tüm bu davalarda da dayanışmayı örgütleyerek, demokrasi ve barışı daha da kararlı bir biçimde savunarak yürümesi zorunludur.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları