Köşe Yazısı

A+ A-

O imamın ordusu... Bu imamın ordusu...

4 Ağustos 2016 Perşembe

Bülent Tanör, Kurtuluş adlı çok önemli kitabında, Kurtuluş Savaşı’nın, demokrasiyle yürütüldüğünün kanıtı olarak, askerlerin sivil iradenin emrinde olmasını gösterir.
Haklıdır, nerede olursa olsun, demokrasinin en büyük ölçülerinden biri de ordunun sivil iradenin emrinde olmasıdır.
Bu yaşamsal noktayı iyi bellemek, yanlış değerlendirmelerden kaçınmak zorundayız.
Askerin seçilmiş sivil iradenin emrinde olması demek, ordunun sivil olması demek değildir. Ordunun sivilleşmesi anlamsız bir söylemdir. Önemli olan sivil iradenin emrinde olmaktır, derken burada da herhangi bir sivil irade değil, kurallarına uygun olarak adil seçimlerle oluşmuş bir sivil iradenin söz konusu olduğunu da unutmayalım. Yani ordu şu ya da bu parti, tarikat, cemaat gibi herhangi bir sivil grubun değil, millet adına devletin erkini anayasanın çizdiği sınırlar içinde kullanan sivillerin emrindedir.
Burada sivil sözcüğünün Batı’da aynı zamanda dini hiyerarşi içinde olmayan anlamı da olduğunu unutmayalım.
Demek ki, demokrasinin ölçüsü meşru sivil iradenin emrinde olmaktır, ordunun sivil olması gibi imkânsız bir amaç değil.

***

Sivil iradenin emrindeki orduların da, işlevleri gereği kendi içlerinde katı kuralları, yüzyılların deneyimlerinden süzülüp gelmiş kurumları vardır.
Askeri okullar dünyada da bizde de, yüzyıllar içinde oluşmuş, geleneksel sağlam kurumlardır, zaman içinde, işlevin gereklerine göre deneylerle yoğrularak oluşmuşlardır.
TSK’nin içine bir cemaatin sızmış olmasının nedeni askeri okullarımız değil, bu konuda TSK’nin uyanık bilincinin siyasette yankı bulamamış olmasıdır.
1990’lı yıllarda bir grup gazeteci arasında Silahlı Kuvvetler’in eğitim kurumlarını tepeden tırnağa görmek olanağını buldum. Birkaç gün süren bu tura katılanların ortak görüşü, bu eğitim kurumlarının, sivil kurumlardan daha ileri ve daha çağdaş olduklarıydı.
Cemaatin bu kurumlara sızmasındaki yoğunluk, bu kurumların baş hedef seçilmiş olmalarındandı.
Kaldı ki, cemaat yalnız TSK’ye değil, aralarında Milli Eğitim de olmak üzere, devletin birçok sivil kurumuna da sızmıştır.
Baş hedef TSK olduğu için, sızma da en çok orada olmuştur.
Bütün bunlar askeri okulların kapatılması kararının anlamsızlığını göstermektedir.
Kimse kimseyi kandırmasın! Askeri okulları kapatarak, onların yerine imam hatiplerin bu alanda önünü açmak, orduyu “o imamın ordusu” olmaktan çıkarıp, “bu imamın ordusu” haline sokmaktan başka hiçbir sonuç vermeyecektir.
Herhalde amaç bu olmasa gerek.
Yoksa gerçek amaç bu mu ?

***

TSK’nin yeniden yapılandırılması konusunda yapılması kararlaştırılmış olanların içerikleri olduğu kadar, yöntemi de yanlıştır.
Türkiye büyük bir tehlikeyi, şimdilik göründüğü kadarıyla, görece az yıkımla atlatmıştır.
15 Temmuz ertesinde hükümetin ilan ettiği, Parlamento’nun da onayladığı OHAL, yakın tehlikenin giderilmesi için acil olarak alınması gereken tasfiye kararları için yürütmeye kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektedir. KHK’lerin yetkinin veriliş amaçlarıyla, yani devleti tehdit eden sızmaların tasfiyesi ile sınırlı olması esastır.
Tasfiyeyi izleyecek olan yeniden yapılanma döneminde yeniden parlamentoyu devreye sokmak, hatta bununla da yetinmeyerek, yeniden yapılanma aşamasında yaygın toplumsal mutabakatı, en geniş katılımı sağlamak zorunludur.
Türkiye ancak bu takdirde, çağının gereksinimlerine yanıt veren bir yapılanmaya kavuşarak, tehlikelerin üstesinden gelebilir.
Cumhuriyetin kurumlarının hemen hepsi gibi TSK’nin de yeniden yapılanmasının gerekliliği tartışılmaz.
Ne var ki bu, OHAL koşullarında, KHK’lerle yapılacak bir iş değil, çok daha kapsamlı bir çabanın ürünü olmalıdır.
Tabii istenen eğer demokratik bir toplum ve onun ordusu ise.
Yok eğer amaçlanan “O imamın ordusunu, Bu imamın ordusu” haline getirmek ise bu yola devam!

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Binali’nin zaferi ve Tayyip Bey 14 Haziran 2019 Cum
‘Yunan’ 11 Haziran 2019 Sal
Ne yapsın garip imam? 7 Haziran 2019 Cum