Köşe Yazısı

A+ A-

DP Niyetlenmişti AKP Uyguluyor...

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Demokrat Parti (DP) iktidarının son yılları ile Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimini izleyen günlerdeki yaklaşımı öncül-ardıl benzeşimini de yansıtıyor.
Örneğin “Dere geçerken at değiştirilmez” atasözü, hem DP, hem de AKP cumhurbaşkanlarının vazgeçilmezleri arasında.
İstifa ederse İnönü’nün kendisini kulağından tutup Yüce Divan’a göndereceği korkusunu” Cihat Baban’ın anılarından öğrendiğimiz Başbakan Adnan Menderes’in işler çıkmaza girip olaylar ve tepkiler yoğunlaşınca istifayı düşündüğünü, bu niyetini Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a açtığında “Dere geçerken at değiştirilmez” yanıtını aldığını, gazetelerde okumuştuk.
Bugünlerde de FETÖ’cü darbe girişimini öğrenemedikleri ve önlem almadıkları için yoğun biçimde eleştirilen Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile MİT Müsteşarı’nın görevlerinden alınmaları konusundaki önerilerin aynı atasözü ile savuşturulduğunu görüyoruz.

***

Bir başka benzerlik de Başbakan Adnan Menderes’in 1957 yılında, yüksek rütbeli subaylara söylediği kayıtlara geçen şu sözlerde yatıyor.
“Sizin şövalye burunlarınızı kıracağım. Ben orduyu yedek subaylarla da idare ederim.”
Menderes bu sözleri askere duyduğu kızgınlıktan söylemişti. Ama günümüzde geçerli olan yedek subaylarla ilgili bölümü, çaresizlikten gündeme geldi. FETÖ’cülerin, hoşgörü, destek ve dayanışma sonunda Silahlı Kuvvetler’e de büyük ölçüde girmiş olmaları nedeniyle komutan subay sıkıntısı yaşanmaya başlandı.
Milli Savunma Bakanı’nın açıklamasına göre açığı kapatma umudu yedek subaylarda. Açığı, “tezkere bırakacak” yani subaylıklarını sürdürecek teğmenlerle doldurmak istiyor. Askeri yüksek okullar da OHAL kararnameleri ile kapatılınca büyük bir “takım komutanı” boşluğu doğmuş durumda.
DP kızgınlıkla niyetlenmişti ama AKP acizliğinden uygulamak zorunluluğunu duydu.

***

Kendi doğrularını uygulama hakkını kendisinde gören, bu yaklaşımının hukuka ya da anayasaya aykırılığını da yok sayan iktidarın, son girişimi askeri okulları kapatmak oldu.
Doğal olarak sabıkası nedeniyle ilk akla gelen okulların bina ve arazilerinin ranta açılması tehlikesi oldu.
Oysa okulların binaları, aynı zamanda tarihimizin önemli bölümlerini yansıtan müzeleri de içeriyor.
Bu büyük kültürel ve tarihi mirasın nasıl korunacağını düşünen yöneticimiz var mıdır bilemiyorum.
Bir anımdan da söz edeyim.
Genelkurmay Başkanlığı 1998 Ocak ayının ilk haftasında gazetecilere askeri eğitim kurumlarına bir gezi düzenlemişti.(*)
Gezi sonrasında gönderilen “katılmaya teşekkür” mektubunun nasıl çarpıtıldığını, AKP-Cemaat ortaklığının gazetelerinde “darbeci” olduğumuza yönelik suçlama kampanyası yürütüldüğünü de anımsatmadan geçmeyeyim.
Kuleli Askeri Lisesi’ne girdiğimizde önce duvarlara dizilmiş ad plaketlerini gördük. Kuleli’den mezun olmuş subaylardan şehit düşenlerin adları ölümsüzleştirilmişti.
Duygulandık. Ama en çok duygulanan sevgili meslektaşım Yazgülü Aldoğan oldu. Çünkü adlardan biri, yüzbaşıyken Kore’de şehit olan babasına aitti.
Tarihe, belgelere, anılara, kıymayalım derim...
(*) Cumhuriyetten Okurlara / Askerler ve Eğitim / 12 Ocak 1998

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Celal Bayar