Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Piyasaların Coşkusu ve Ekonomide ‘W’ Döngüsü

17 Ağustos 2008 Pazar

Anayasa Mahkemesinin 30 Temmuzda vermiş olduğu AKPnin kapatılmasına gerek yok şeklindeki kararı, yerli ve uluslararası finans piyasalarında büyük bir coşkuyla karşılandı. Piyasaların üstünden büyük bir istikrarsızlık unsurunun kalktığını gören oyuncular, büyük bir heyecan içinde Türk finans piyasalarına ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına hücum ettiler. Borsa 30 Temmuz akşamını 3 bin puanlık artış ile geçerken, ellerindeki dövizi bozdurup Türk Lirasına yönelen yabancı yatırımcılar, doların fiyatının 1.15e değin düşmesine yol açmaktaydı. Geçtiğimiz haftanın gazete haberlerine göre, üç gün içerisinde Türkiyeye akan yabancı fonlar 2 milyar dolara ulaşmıştı.

Medyanın yorumlarına göre piyasalar kararı önceden satın almışlar ve oyuncular, yönlerini Türkiyeye yöneltmişlerdi”...

***

Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başladığım ilk yıllarda bu sayfayı kendisiyle paylaşmaktan büyük bir onur duyduğum Korkut Boratav hoca, finansal ekonominin kendine özgü bu renkli söylemini fırsat buldukça hicveder, piyasalar veya oyuncular gibi sınıfsal içeriği boşaltılmış kavramların iktisat yazınında yer almaması gereği konusunda da okuyucularını sık sık uyarırdı. Korkut Hocanın benzetmesine göre, söz konusu piyasalar gerek ekonomi, gerekse siyaset dünyasında, sanki eski Yunan ve Roma tanrılarına atfedilen doğaüstü güçlerle donatılmışlardı. Bu doğaüstü güçleri sayesinde fırtınalar yaratabilen ve ulusların kaderlerini değiştirme yetisine sahip olan bu tanrıların bir ilginç özelliği de sanki insansı duygularla hareket etmeleriydi. Bu tanrılar insanlar gibi yiyor içiyor; hiddetleniyor; huzursuzlanıyor; kaprisler yapıyor; seviyor ve kıskanıyorlardı. Tıpkı piyasalaraatfedilen huzursuzluk”, “belirsizlik”, “güvensizlik, ya da geçen hafta yaşamış olduğumuz üzere, coşku duyguları gibi.

Korkut Hocanın sunduğu örneğin vermekte olduğu mesaj açıktır: Türkiye iktisadi ve siyasi yaşamını ve geleceğini finans sermayesinin spekülatif ve kısa dönemci çıkar hesaplarına terk etmiştir. Ulusal bağımsızlık ve ulusal kalkınma gibi kavramlar, yerlerini Yabancılar ne der? veya Yabancı sermayeyi çekmek için ne yapmak gerekli? türünden sorulara bırakmış; ulusal makro ekonomiye yönelik analitik yaklaşımlar ise borsa-faiz-döviz üçgeninin salınımlarına indirgenmiştir.

Türkiye, yerli ve uluslararası finans kapitalin kaprislerine bağımlı durumdadır.

Öte yandan, geçen hafta dışa vurulan bu coşkunun Türkiye ekonomisine olan reel maliyetinin ne olacağı ise gündemimizden ısrarla kaçırılmaktadır. Bu denli aşırı değerli Türk Lirasının (ucuz döviz kurunun) Türk sanayiine getireceği tahribatın ve kaçınılmaz ithalat furyasının yaratacağı işsizlik ve dış borçlanma yükünün sonuçlarının neler olacağı gibi sorular, ekonomiyi borsa-faiz-döviz üçgeninden ibaret gören medyamızda elbette yer bulamayacaktır.

***

Geçtiğmiz haftanın Türkiyede yaşananlara tezat bir başka haberi ise Amerikan ekonomisinde durgunluk (resesyon) tehdidinin artık açıkça belgelenmiş olduğuna ilişkindi. Amerikan ekonomisinin 2008in ikinci çeyreğinde büyüme hızı sadece yüzde 1.9 olarak tahmin edilmekteydi. Bu da, Amerikanın yüzde 2.3 oranında büyüyeceğini tahmin eden piyasa beklentilerinin oldukça altındaydı. Dahası, ABDnin son iki çeyrek dönemdeki büyüme hızları geriye doğru revize edilmiş; ve 2007nin son çeyreğindeki büyüme hızı yüzde 0.6dan yüzde eksi 0.2’ye; 2008 birinci çeyrek büyüme hızı da yüzde 1den 0.9a indirilmişti.

Amerikadan gelen haberler son bir ayda işgücü piyasasında 51 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını ve işsizlik oranının yüzde 5.7ye çıkarak artış eğilimini sürdürmekte olduğunu göstermekteydi. İstatistiklere göre ABDde geçen aralık ayından bu yana yaşanan işgücü kayıplarının toplamı tüm ekonomide 463 bine, Amerikan özel sektöründe ise 665 bine ulaşmaktaydı.

Amerikan ekonomisinin durgunluğa uğramadan yeniden yükselişe geçtiği yönündeki iyimser beklentiler boşa çıkmış; ekonomide yeni bir durgunluk dalgasının hüküm sürdüğü gerçeği gözler önüne serilmişti.

Öyle ki Harvard Üniversitesinden profesör Kenneth Rogoff geçen hafta Financial Timesda çıkan bir yazısında, Amerikan ekonomisindeki çalkantılarımal piyasalarındaki aşırı talep ve finans piyasalarındaki aşırı arz unsurlarına bağlıyor; ve ABDnin durgunluğu V biçimindeki bir defalık daralmayla değil, W biçiminde birbirini izleyen durgunluk-genişleme-durgunluk-genişleme dalgalarıyla, salınımlar halinde yaşayacağını tahmin ettiğini yazıyordu.

***

W biçimindeki spekülatif büyüme-durgunluk-kriz-büyüme-durgunlukdalgalarının Türk ekonomisinin son 20 yılının en belirgin özelliği olduğunu bilen bizler için, profesör Rogoffun betimlemesi hiç de yabancı değildir. Bizim açımızdan daha can alıcı soru ise küresel ekonomideki söz konusu W-tipi dalgalanmanın Türkiyeye olan yansımalarının tek bir Wden mi, yoksa WW...W biçiminde birbirini izleyen (ve benzetmeyi daha da ileriye götürürsek, Wnin puntoları giderek büyüyen!) çalkantılar şeklinde mi olacağıdır. Piyasalardaki coşku-kötümserlik algılanmalarından kaynaklanan belirsizlik ortamının reel ekonomide yaratacağı olumsuz etkiler, sanayide ve işgücü piyasalarında onarılması çok zor tahribata yol açmaktadır.

Son söz olarak, bu köşede sık sık vurgulanan bir yorumu yeniden sizlerle paylaşmak arzusundayım: Küresel ekonomide krize en yatkın ülke, küresel finans sermayesinin en gözde konumda gördüğü ülkedir. Türkiye, dış açıkları, döviz pozisyon açıkları, dış borç yükü ve sığ olan finans piyasalarının kaldıramayacağı boyuttaki spekülatif hareketleriyle, küresel krizden en şiddetli biçimde etkilenebilecek ekonomi durumundadır.

Tümü Erinç Yeldan - Son yazıları

Her şey borçla başladı… 19 Eylül 2018 Çar
İki büyüme öyküsü: ABD ve Türkiye 12 Eylül 2018 Çar
SEKA gerçeği, yıllar eskitemeden 5 Eylül 2018 Çar