İddianamedeki Yazılarım ve Nuray Mert’in Söyledikleri

17 Ağustos 2008 Pazar

Önce Milliyet gazetesindeki haberde gördüm:

İlhan Selçukun evinde el konanevrak arasında Emre Kongar Medya Notu başlıklı bir doküman da varmış.

Neymiş acaba şu yazı?’ merakıyla, iddianamenin eklerine baktım.

Pek çok garip belgenin yanında, bir değil, üç adet Cumhuriyet yazıma rastladım:

1) Aydınlanma köşesinde yayımlanan Mahalle Baskısı Nedir? başlıklı yazı.

2) Yine Aydınlanma köşesinde daha önce yayımlanmış ve İlhan Selçuka bilgi için yollanmış olan İslamcı Terörün Önlenmesi İçin Amerikalıların Önerileri ve GOP başlıklı yazı.

3) Medya Notu köşesinde yayımlanmış olan İki Makale ve Medyanın Yansıttığı Türkiye başlıklı yazı.

Haberde adı geçen belge, üçüncü yazıydı.

Bu arada, Cumhuriyette yayımlanan bütün yazılarıma www.kongar.org adresindeki internet sitemden kolaylıkla erişilebileceğini de bir kez daha anımsatayım.

***

Radikal yazarı Nuray Mertin, Devrim Sevimay ile yaptığı ve 14 Temmuz 2008 tarihli Milliyette yayımlanan söyleşisi, benim yazılarımla ilgili değil.

Sadece bu makalede, tesadüfen bir araya geldi.

Bu ilginç söyleşiden bazı bölümleri siz okurlarımla paylaşmak istedim:

“…Mesela beğenirsiniz beğenmezsiniz ama laiklikle ilgili bir endişe var bu ülkede. Siz buna Yok canım endişe değil, Ergenekonun kışkırttığı bir şeyderseniz demek ki ya siz bu ülkeyi tanımıyorsunuz, ya bir kesimin endişeleriyle pek muhatap olmak istemiyorsunuz ya da bir kaçış sendromu içindesiniz.

Devrim Sevimay: Veya siyasi hasmınızı kasten zan altında bırakıyorsunuz…”

Nuray Mert: En kötü seçenek de bu ve bunların dördü de çok sorunlu. O yüzden de ben Türkiye buradan demokratikleşerek çıkamazdiyorum. Çünkü bu çerçevede kurulan bir dava hukuk davası olmaz, siyasallaşır.

“…Mesela bakıyorsunuz, önlenemez, gözü kara bir medya tekeli oluşturma gayreti var. En son atv-Sabah ihalesinde göz göre göre bir yandaşınıza kamu bankalarından kredi veriyorsunuz. Bu kadar medya desteğiniz var, ama yeterli bulmuyorsunuz ve bu işi bir medyalar savaşı olarak görüyorsunuz.

“…Sindirme dediğimiz şey de illa polisle, askerle olmaz; çağımızda sindirme dediğimiz şey iletişim üzerinden olur. Biliyorsunuz İtalyada da medya tekeline sahip olan Berlusconi habire seçim kazanıyor. Bu çağımızın problemi ama tek başına bu bile çok ürkütücü değil mi? Ben çok ürkütücü buluyorum.

“…Geçen gün TVde Nazlı Hanımı (Ilıcak) dinledim, soğuk savaş yıllarından söz ederken sivillerin silahlandırılması konusunu Tabii o zamanlar bir komünist işgal falan olursa hani halk da kendini korusun diye böyle bir şey düşünülmüşdiye açıklıyor.

Be Hanım o zamanlar bu memleketin ordusu yok mu? Emniyet teşkilatı yok mu? Hangi şart altında sivil ahalinin silahlandırılması normal olur? Ama Nazlı Hanım, soğuk savaş döneminde kendi de taraf olduğu için, sahibi olduğu gazete bir soğuk savaş propagandisti olduğu için o konuları da hiç fazla deşme taraftarı değil. O yüzden o dönemle hesaplaşan falan çıkmaz, hiç merak etmeyin.

Gelelim daha sonraki 1980in yeşil kuşak dönemine O dönemde olan bitenleri de biraz sorgulayalım o zaman. Bazı dini cemaatler nasıl birtakım gizli işler yaptı, ödeneklerden, bilmem nelerden yararlandı, bunların hepsini dökelim ortaya…”

***

Söyleşinin tümü çok daha ilginç.

İnternetten bulup okursanız, bana teşekkür edersiniz.

Tabii Devrim Sevimayı da kutlarım.

[email protected]

www.kongar.org