İftira Neresinde?

17 Ağustos 2008 Pazar

Başbakandan tutun da, askeri konuları yakından izleyen savunma muhabirlerine değin \therkes biliyor: Son \tYüksek Askeri Şûraya, gerici ve bölücü faaliyetlere karıştığı ve disiplinsizlik yaptığı gerekçesiyle 20 dolayında askeri personelle ilgili dosyalar da sunuldu.

Sonuç ortada. Yüksek Askeri Şûra’da hiçbir TSK personelinin kurumla ilişiği kesilmedi.

Bu konuda görüşlerini dile getiren CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğluna hiç kimse kızmasın. Kılıçdaroğlu, görevini yaptı, bu gelişmeyi bir siyasi olarak yorumladı ve o yorumu kamuoyu ile paylaştı.

Ortada gizli Çukurambar görüşmesi kadar gerçek bir olgu var çünkü:

Dosyalar hazırdı; 20 dolayında askeri personelin TSKden çıkarılması isteniyordu, çıkarılmadı.

İftira, palavra, uydurma, bunun neresinde?

Orgeneral Yaşar Büyükanıtın açıklayacağını söylediği, ama aylardır bir türlü açıklamadığısürpriz işte buydu deniyorsa, o başka...

 

Sağlıkta dönüşüm

IMF ve Dünya Bankasının evet efendimcisi AKPnin sağlıkta dönüşüm sepeti döndü dolaştı, halkın başına geçti.

Konuya kafa yormuş hekim Uğur Yılmaza göre, sağlıkta dönüşüm zihin kontrol yönteminin tipik bir örneği. Çünkü, herkes karşı çıkacağına, projeyi peşinen doğru kabul ediyor. Dahası, sistem içinde kendi çıkarları yönünde olumlu yönler bulmaya çalışıyor. Oysa, proje öyle kurgulanmış ki, asıl hedefe kısa zamanda erişildi ve sağlık alanı uluslararası tıp karteline terk ediliverdi bile.

Dr. Uğur Yılmaz, kartelin bugün ulaştığı başarıları beş ana konu başlığında toplamış:

- Patent yasalarıyla uluslararası kartelin çıkarları güvence altına alınmış; SSK ilaç fabrikası kapatılmış, yerli ilaç ve aşı sanayi tamamen felç edilerek yok edilmiştir.

- Geçerli ve kabul edilen tıp bilimi, kartelin ürünlerinin satışına göre belirlenmiştir. Tıp bilimi ve uygulamaları, hastalıkları ya da rahatsızlıkları iyileştirir gibi yaparken sağlık ticaretine gerekçeler yaratmaktadır. Tıbbi ürün, ilaç ve cihazların satışı tamamen kâr payları ve hediye paketleriyle yürütülmektedir. Tedavi yönteminin, ilacın ve ameliyatın seçiminde etkili olan temel amaç ve yöntem budur.

- Çıkarcı siyasal uygulamalarla zayıflatılan, kötü yönetilen ve halkın gözünden düşürülen SSK Hastaneleri Sağlık Bakanlığına devredilerek tasfiye edilmiştir.

- Daha önce de, bir özel hastane gibi çalıştırılan üniversite hastanelerine ek olarak, Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastaneleri de bir özel hastane gibi işletilmeye başlanmıştır. Bir işletme olarak çalışan hastaneler tıbbi teşhis, imkân ve ürünleri mümkün olan en fazla kişide uygulanarak ticari kazancı arttırmak için her şeyi yapmaktadır. Bu amaca ulaşmak için hekimlere kâr payları(performans ücreti) dağıtılmaktadır.

- Kartelin ürün ve ilaçlarının tüketilmesi için işletilen sistemde, tüketim düşlenmesi bile olanaksız düzeylere ulaşmıştır.

Sağlıkta dönüşümü çıkaranların yatacakları yer yok, ama onların sosyal yanını yıktıkları devlette parası olmayan hasta yatak bulamıyor, böyle giderse bulamayacak da.

 

Yeni iş kapısı

Noterler 1 Haziran sabahı uyandıklarında baktılar ki, araçların devir satış yetkisi ellerinden alınmış, trafik tescil bürolarına, yani trafik polisine verilmiş.

Bir küçük araştırma yaptılar, oraya sordular, buraya danıştılar, kimse bu değişikliğin neden yapıldığına ilişkin somut bir gerekçe gösteremiyordu. Yasa hemen yürürlüğe girerse az sayıda trafik tescil bürosu ile uygulamanın nasıl sürdürüleceği de hesaplanamamıştı.

Türkiye Noterler Birliği devreye girdi, ilgililerle görüşüldü, uygulama 1 Ocak 2009 tarihine kadar ertelendi.

Deniyor ki: Ehliyet işi özelleştirildi, kurslar özelleştirildi, trafik muayene istasyonları özelleştirildi. Sıra geldi, araç satış ve devir işlemlerini bir ya da birkaç yandaş şirkete devretmeye... Noterlerin ellerinden yetkilerinin alınması, ilk adımdır.

 

Çete işi

YAYED Genel Sekreteri Serhat Salihoğlundan bir tanıklık:

TRT-2de 3 Ağustos 2008 günü yayımlanan 1908; Paristen Manastıra İnkılab-ı Azim isimli programı izledim. Metin yazarlığı ve sunuculuğunu Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları bölümünden -aynı zamanda Zaman gazetesi yazarı olduğunu bildiğimiz- Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu’nun yaptığı programda İttihat ve Terakki ile ilgili değerlendirmeler dikkat çekiciydi. Burjuva demokratik devrim özelliğindeki 2. Meşrutiyet hareketini gerçekleştiren İttihat ve Terakkinin çete olarak tanımlanması ve dolayısıyla 2. Meşrutiyetin çete iktidarı gibi gösterilmeye çalışılmasını, doğrusu, bugünkü kimi gelişmelere bir gönderme olarak algıladım. Buradan Cumhuriyet devriminin de bir çete işi olduğuna kadar gidilirse şaşırmamak gerekecek...

Şimdilik utanıyorlar ya da cesaret edemiyorlar: Atatürkü de çete başı ilan edecekler!

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı sıfatını kullanan, İran Cumhurbaşkanının Anıtkabiri ziyaret etmek istemeyişini ufak tefek detay diye nitelendirebildikten sonra...

 

İlmi

AKPnin Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanlığına atadığı Prof. Dr. Ali Birinci ayağının tozuyla TTKnin Cumhuriyetin en temel ilmi kurumlarından biri olduğunusöylemiş.

Atatürkün kalıtı olan TTK bilimselaraştırmalar yapan bir kurumdu. İlmi, milmi değildi. Sayelerinde olacak...