Savaş ve Barış...

17 Ağustos 2008 Pazar

Osmanlı İmparatorluğunun dış politikası fetih kavramına bağlıydı; dinsel bir içeriği de bulunan fetih, gerçekte istila-işgal siyasetine dayanıyor; hiç durmaksızın yeni topraklara el koymak amacıyla savaşçılık doğal sayılıyordu.

Atatürk Cumhuriyetinin en köktenci ve çağdaş devrimlerinden biri bu alanda gerçekleşmiştir.

Türkiye Yurtta sulh, cihanda sulhilkesini benimsemiştir.

*

Ne var ki yaşadığımız coğrafyanın koşulları ve dünyada egemenliğini sürdüren Batı emperyalizmi bizi rahat bırakmıyor.

Bölgemizdeki gelişmelere bir göz atmak bile ne güç koşullarda barışçılığımızı sürdürmek zorunda olduğumuzu göstermek bakımından yeterlidir.

Irakta olup bitenler, Amerikanın bu coğrafyadaki tutumunu tartışmaya yer bırakmayacak kadar açıklıkla sergilemektedir.

Anadolunun kuzeydoğusunda patlak veren savaşın Türkiyeye taşıyacağı sorunları tahmin etmek kolay değildir.

Ne var ki kuzeydoğumuzdaki Rusya ve güneydoğumuzdaki Amerika için barış kavramı dış politikada yeterli sayılmıyor; petrol coğrafyasını paylaşmak iddiası ve hırsı, bölgede geçerli siyasal ilişkilerin mantığında ağır basıyor.

*

Bölgedeki etnik grupların ise bu büyük çatışmadaki rolleri, ne yazık ki, figüranlıktan öteye geçebilecek çapta değildir.

Buna karşın kullanılmaya çok elverişli bir etnik haritanın emperyalist güçlerce paylaşıldığı da bir gerçek...

Bölgedeki her bir etnik grup, kendisini destekleyen dış büyük güçün çıkarlarına göre davranmak zorunluğundan kendisini kurtaramayacaktır.

*

Kafkasyanın ve Kafkasların Türkiye için özel bir önemi var. Kuzey Iraktaki Türkmenlerin ağırlığı öteden beri biliniyor.

Şimdi bu iki bölgede birden savaşların gündemi oluşturmaları, ne kadar kritik bir süreçten geçtiğimizin göstergesidir.

Kuzeydoğumuzdaki ve güneydoğumuzdaki gelişmelerde Türkiye Cumhuriyetinin işlevi ve ağırlığı iyice hesap edilip tartılmalıdır.

Türkiye bölgedeki dengeler üzerinde etkisi azımsanmayacak bir devlettir; bölgede bilek güreşi yapan iki büyük güçten birine körü körüne teslim olmak güdülenmesinden kurtulmalıyız.

Fetih duygularını tarihe gömdüğümüzü ve barış kavramını devletimizin şiarı yaptığımızı hiç unutmamalıyız.

Ancak böyle bir dengenin sağlayacağı sağduyulu politikanın hem Türkiyenin bekasını güvenceye alacağını, hem de yazgısını Türkiyeye bağlamış bölgedeki Türklere yeterli güvence verebileceğini hiç unutmamalıyız.