Özgür Mumcu

AKP-Gülen koalisyonu

28 Eylül 2016 Çarşamba

Çok sevilen ve tekrar edilen bir siyasi tespittir: “Türkiye koalisyonlardan çok çekti.” Özellikle AKP bu tespiti kullanmayı çok sever. Bu, memleketi senelerdir tek başlarına yönettikleri fikrine hem kamuoyunu hem de kendilerini inandırmaları için gereklidir. Oysa yakın zamana kadar Türkiye’yi bir tek parti hükümeti değil bir koalisyon yönetmiştir. Adı ise AKPGülen koalisyonudur.
Türkiye’nin siyasi partiler arasında kurulan koalisyonlardan ne kadar çektiği ayrı bir tartışma konusu. Ancak şurası açık ki Türkiye AKP-Gülen koalisyonundan çok çekti. Böylelikle bu yıllanmış siyasi tespit haklılığını ispatlamış oldu.
Ne istediler de vermedik” bu koalisyonun hükümet protokolüydü. Her koalisyon gibi bu da paylaşım kavgası sebebiyle dağıldı. Her koalisyondaki gibi anlaşmazlık önce ufak tatsızlıklarla başladı sonrasında bir girdap gibi bütün memleketi içine çekti.
Koalisyonun Gülen kanadı, askeri ve sivil bürokrasiyi tasfiye ederek AKP kanadının önünü açtı. Seneler süren bu ön açma hamlesi tamamlandıktan sonra sıra hükümet protokolünün yenilenmesine geldi. Bu aşamada elinin güçlendiğini hisseden AKP, protokoldeki “ne isterseniz veririz” ilkesini değiştirmeye kalkınca, koalisyon dağılmaya başladı.
Darbelerin, kilit noktalara yerleşmiş disiplinli bir kadroyla başarılabileceğinin farkında olan cemaat, senelerdir kurduğu ve AKP sayesinde dokunulmazlık kazanmış kadrosuyla koalisyonun AKP kanadını sıkıştırmaya başladı. Uzun süre ortada devam eden bilek güreşini AKP kanadı kazandı. Artık koalisyon yok. Bir tek parti hükümeti var. O tek parti hükümeti ise Erdoğan etrafında kenetlenmiş durumda. Parti içi muhalefetin daha bir süre ses çıkarması zor.
Darbe girişimine katılan generallerin çoğu son senelerdeki YAŞ kararlarıyla terfi etmiş. Çoğunun bu rütbelere gelmesinin sebebi ise özellikle Balyoz davası sebebiyle önlerinin açılması. Cemaat, siyasi davalarını yürütürken AKP’nin ve bu darbeci generallerin de önünü açtı.
Bugün darbe karşıtlığını kimselere bırakmayan birçok gazeteci ve yazar ise bu davalardaki sahte deliller objektif bir şekilde ortaya konmasına rağmen AKP-Gülen koalisyonuna destek vermek için davaların yılmaz savunuculuğunu yaptı. Haksız değillerdi. Erdoğan bile Ergenekon davasının savcısı olduğunu söylemişti. Davanın mahkemedeki savcısı bugün kaçak, siyasetteki savcısı ise cumhurbaşkanı. Böyle, zira koalisyon dağıldı.
Darbeci generallerin güle oynaya terfi etmelerinde büyük payı olan gazeteci ve yazarlar ise o günlerde işbirliği yaptıklarının hapse girmesine alkış tutuyor. Oysa halka ateş açılması emrini verenler o konumlara onların yazıp çizdikleri yüzünden geldi.
Özetle, Türkiye AKP-Gülen koalisyonundan çok çekti. Bu koalisyonun yapısı ve ilişkileri sorgulanmadan darbelerle mücadele edilemez.
Seneler boyunca seçilmiş bir siyasi parti, seçilmemiş bir cemaatle koalisyon kurarak “milli irade”yi ipotek altına almıştır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tutuklu yargı 5 Eylül 2018
Kimiz biz? 29 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları