Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Müzik ve cesaret

23 Kasım 2016 Çarşamba

Ünlü piyanist ve orkestra şefi Daniel Barenboim’un çeşitli başlıklar altında bir dizi, kısacık konuşması var. Bunlardan birine “müzik ve cesaret” başlığını vermiş. Toplumsal, fiziksel, entelektüel cesaretin yanı sıra müziksel cesaretten söz ediyor. Kendini kontrolsüzce ortaya atmanın dayanılmaz rahatlığına, aynı zamanda önlenemez rahatsızlığına değiniyor. Doğal ki, Barenboim düzeyindeki bir sanatçının “cesaret” olarak adlandırdığı ayrıntılar o denli ince ki, ancak meslekten müzikçiler onun dilini değerlendirebilir.

Durmadan çalışmak gerek
Cesareti kaybetmek, bir yerde iç denetimi yitirmek onun için: Yorumcu bu durumda ya tempoyu hızlandırıyor, ya dinamikleri güçlendiriyor, ya da gerilimi artırıyor. Beethoven’ın Waldstein Sonat’ından örnek veriyor: “İnceliklerine çok dikkat etmek gereken bir sonat. Çünkü dinamiklerini (ses yüksekliklerini) kontrolsüzce çalarsan müzik alıp başını gidebilir. Ama bundan kaçınmak için tedirgin başlarsan da o müziğin değerini veremezsin.” Bir de sahne korkusundan söz ediyor: “Besteciye karşı alçakgönüllü olmasını bilmelisin ama sahneye çıktığında unutma ki sen yorum yapmayı, duyulmayı hakettiğin için oradasın. Dikkat et, sahnedeyken izleyenlerin en kolay algılayacağı duygu, senin kendine güvensizliğindir.”
Bu konu özellikle dikkatimi çekti. Çünkü günümüzdeki genç sanatçıların uçsuz bucaksız cesaretine tanık oluyorum son zamanlarda. Özellikle bizim toplumda kimi ebeveyn, yetenekli çocuğuna üstün olanaklar hazırlıyor. Küçük yaşta sahneye çıkmasını, bol bol alkışlanmasını sağlıyor. Çocuk kısa yoldan “ben artık oldum” gururuna kapılıyor. Oysa müzik denen sanat dalı o kadar acımasız ki! Tırmandığın düzeyde kalabilmen için durmadan çalışman gerekiyor. Kapalı kapılar ardında, kendi başına, melodik bile olmayan alıştırmalarla saatlerce baş başa kalmalısın! Sonra da bir yerlerde saklanan o estetik çiçekleri toplamasını bilmelisin.

Robert Schumann’ın genç müzikçilere öğüdü
Ünlü romantik besteci Robert Schumann’ın genç müzikçilere 19. yüzyıl başındaki öğütleri her zaman geçerli: “Alçakgönüllü olmayı hiç unutma. İlk buluşları sen yapmıyorsun. Çaldığında seni kimin dinlediğini umursamayabilirsin ama bundan cesaret alma, her zaman bir ustanın önündeymiş gibi çalmalısın. Karşındaki dinleyicinin zevkine uyum sağlayacağım diye hiçbir zaman değersiz şeyler çalma.”
Cesaret deyince, akla ilk gelen şey, Barenboim’un söylediği gibi, sahneye çıkma korkusunu yenmektir. Kimi sanatçı dört yaşında neyse, yetmiş yaşında da sahne korkusuna sahiptir.
Günümüzde sanatçılar bu konuda çeşitli terapilerle kendilerini eğitiyor, korkuyu azaltmanın yollarını arıyorlar. Sahne, birçok sanatçı için tuzaklarla dolu bir alandır. Sanatçının orada cesaretle yürümesi, onu dinleyecek kitlenin soluğunu duyması gerekir. Bu duyguyu çok yaşamış ve yenmeye çalışmış keman virtüözümüz Ayla Erduran, “Ayla’yı Dinler misiniz? “ başlıklı kitabında, konser öncesinde karanlık kulisteki bekleyişini, sonra sahneye çıkınca spotların altında yaşadığı yalnızlığı; birkaç adım atıp izleyiciye doğru yaklaşınca, o kitleden aldığı cesaretle müziğe sarılmasını anlatır.
Şimdi 82 yaşındaki sanatçı şöyle diyor: “Hâlâ, her gün cesaretle çalışıyorum. Konserim olsa da olmasa da, bir dinleyici kitlesinin önüne çıkacakmış, sahnede onlara doğru yürüyüp güç kazanacakmış gibi, cesaretle!”

Tümü Evin İlyasoğlu - Son yazıları

Onuncu Yıl Marşı hep gündemde 14 Kasım 2018 Çar
Oda müziğinin sıcaklığı 7 Kasım 2018 Çar
Gençler artık büyüdü 31 Ekim 2018 Çar