Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

Laiklik hayattır

Paylaş
instela'da paylaş
03 Ocak 2017 Salı

Anayasasında laiklik yazılı bir devletin; yeni yıl kutlandı diye katliam yapılan ülkesinde nefes almaya çalışıyoruz artık.
Bir buçuk yıldır ağır kanamalı olan ülkede, bu kez gülme, eğlenme, gezme gibi insanlık hallerinden oluşan yaşama sevinci hedeflendi.
Barbar IŞİD’in, Türkiye’de ikinci kez üstlendiği terör eylemi açıklamasında, Reina’yı basan saldırgan katilin “halifeliğin kahraman askeri” olarak tanımlanışı dikkatlerden kaçmamalı. Vurgu, içerdiği kodlar bakımından, yazık ki canımızı yakan saldırıların sürebileceğinin işareti. (Yanılmayı ve süreci tersine çevirecek bir dizi mucizevi adımlar atılmasını çok isterdim.)

***

39 kişinin hayattan koparıldığı Reina katliamı, laiklik ilkesini gündelik yaşamının merkezine almış kalanlara, sırf takvim dönüyor diye, bir yılın yeni olmayacağını, gelen yıla kılını kıpırdatmadan yüklenen iyimserlik ve umudun kofluğunu gösterdi.
Yılbaşı gecesine beş kala, sosyal medyada, bilbordlarda tırmandırılan nefret dili; sonrasında ülkeyi yönetenlerin bildik klişelerin ötesine geçemeyen tepkisizliği, -milletvekillerinin tekil açıklama ve duruşları hariç olmak üzere- ana muhalefet partisinin genel merkez ağırlığıyla doğru zamanda ve güçlü bir çıkışta bulunmaması, üst üste gelen katliamların yarattığı travma ve toplumsal edilgenliği derinleştirmekte.
IŞİD’in son bir buçuk yıl boyunca Türkiye’de düzenlediği terör eylemlerinin yargıya taşındıktan sonraki serüveni, “cezasızlık” kültürü olarak özetlenecek yapanın yanına kâr kalışını da unutmayalım.

***

Toplumun güvenliği, siyasi kadroların görev ve sorumluluğundadır.
Devleti yönetmek üzere vekâlet almış siyasi kadrolar, adına bakanlık denilen koltuğa oturunca birçok ödevi üstlenmiş de oluyor.
Devlet yönetmek ağır bir iş sayıldığından, görev sırasında zorluk çekilmemesi gerektiği düşünülür. Ulaşım, makam, personel gibi temel alanlarda kolaylıklar sağlanması bu yüzdendir.
Bu yüzden hükümet üyeleri emrine; vergilerimizle satın alınarak zırhlı makam araçları, mefruşatı vergilerimizden ödenen konforlu makam odaları, silahı, maaşı vergilerimizden karşılanan korumaları, ağızlarından çıkacak bir kelime için hazır olda bekleyen idari personel tahsis edilir.
Bütçeden karşılanan bu donanıma yaslanan bir yöneticinin; yolda yürürken, durakta otobüs beklerken, lokantada yemek yerken her an öleceğinden korkar hale getirilmiş topluma, bu korku yetmezmiş gibi “tedbirini al” deme hakkı olamaz.
Kutuplaştırıcı nefret söyleminin, şiddeti meşrulaştırdığı bir iklime savruluyoruz. Öyle bir iklim ki bu, ülkenin anayasasında cumhuriyeti tanımlayan ilkelerden biri olan laikliği savunmak suç gibi gösteriliyor.
İktidarın yanında hizalanan medyanın rol aldığı bu girişim, gazetecilik ve ifade özgürlüğü alanından sonra, laiklik ilkesini de kriminalize etmeye başladı.
Eğer iktidar “IŞİD’le mücadele” söylem ve politikasında samimiyse, laikliği savunmanın kriminalize edilmesine yol veremez.
Laiklik hayattır. Ve laikliğin, çoğulculuğun, ifade özgürlüğünün çökertildiği bir toplumda, saat başı çatık kaşlarla terennüm edilen birlik ve beraberliğin gerçekleşme imkânı yoktur.