Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)

09 Ocak 2017 Pazartesi

Geçen cumartesi Halk TV’nin Gürkan Hacır tarafından hazırlanan ve -hiç kaçırmamaya gayret ettiğim- “Şimdiki Zaman” programının konuğu, değerli yazar Erhan Ünal’dı. Ünal’ın “Toprak Biterken - Küresel Oligarşi ve Yaşamın Gaspı” başlıklı son kitabının çıkış noktasını oluşturduğu programda tartışılanlar, Köy Enstitüleri konusunda kafamda -biraz “ütopik” nitelik de taşısa!- yeni soruların belirmesine yol açtı.
Toprak Biterken - Küresel Oligarşi ve Yaşamın Gaspı” adlı kitabın tanıtım yazısı şöyle: “Küresel Finans Oligarşisi’nin kesin ve değişmez hedefi, küresel olarak tüm insanlığın üzerinde mutlak bir hâkimiyeti, her bir insan için kaçınılmaz olan beslenme zorunluluğu üzerinden devamlı kılmaktır.
Bu sebeptendir ki KFO, çeşitli kıtalarda var olan tarımsal üretim tarzı ve ona dayanan değişik beslenme biçimlerini, oluşturmuş olduğu bir ana plan (Master Plan) doğrultusunda yeniden şekillendirmek ve standart hale getirmek amacındadır. - Küresel Finans Oligarşisi’nin (KFO) son hedefi, dünyanın üzerindeki ‘Küresel Diktatoryasını’ açık ve karşı konulamaz biçimde ilan etmektir. Bu hedefe ulaşabilmek için de güç biriktirmektedir. Bu güç birikimi, yukarıda ifade ettiğim gibi gücü oluşturan tüm öğelere teker teker sahip olmakla mümkün olabilir. Yani; tohuma, toprağa, suya ve dolayısıyla insana, tam anlamıyla sahip ve hâkim olmayı gerektirir.- ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (KFO) tarafından, kısa vadede tarımsal üretimde çeşitliliğin en aza indirgenmesi ve bu sayede dünya gıda pazarının kontrolü ve yönlendirilmesi amaçlanmaktadır. Orta ve uzun vadede ise dünyada tüm insanlığın beslenmesi; yani kimin ne yiyeceği ve kimin neleri yiyemeyeceği bu merkez tarafından belirlenecek, daha açık bir ifade ile ‘dikte’ edilecektir

Köy Enstitüleri kalsaydı…
Alıntının içeriğinden de anlaşıldığı gibi, KFO’nun kısa vadede tarımsal üretimde çeşitliliğin en aza indirgenmesi hedefinin olmazsa olmazı, tarımda köylülerin çabalarıyla gerçekleşen çeşitliliğin bir an önce sınırlandırılması, hatta orta vadede sonlandırılmasıdır. Çünkü küresel ölçütlerde planlanan “endüstriyel tarım”, ancak böyle bir sınırlandırmadan ve onun ardından gelecek köy tarımı tasfiyesinden sonra kendine yaşama alanı bulabilir.
Şimdi gelelim Köy Enstitülerinin kurulmasını sağlayan yasanın bir maddesine. Bu maddeye göre yasa, köylerde gerçekleştirilecek “üretim eşliğinde eğitim”i bu eğitimden geçecek köy çocuklarını sonradan köylerine yabancılaştırabilecek yönelimlerden korumak için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Yasada bu hedefe erişilmesi amacıyla enstitü mezunları için eğitimlerini tamamlamalarının ardından on yıllık bir zorunlu hizmet süresi de öngörülmüştür.

Küresel boyutta endüstriyel tarımın karşıtı olarak köy tarımı…
Köy Enstitüleri projesinde 1960 yılına kadar Türkiye’nin her yerinde bu enstitülerin faaliyete geçmesi öngörülmüştü.
Bu durumda Küresel Oligarşi’nin bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de endüstriyel tarım aracılığı ile köylerdeki tarımsal etkinliği yok etmesi, daha en baştan önlenmiş oluyordu. Eğer Köy Enstitüleri 1953 yılında kapatılmasaydı, yakın zamanlara kadar dünyada temel gıda maddelerini tümüyle kendisi üretebilen birkaç ülkeden biri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün yumurtayı ve samanı bile ithal etme zorunluluğu ile karşılaşması düşünülebilir miydi? Sorunun yanıtını haftaya, yazımın son bölümünde vereceğim.