Olaylar Ve Görüşler

Tarım muhacirleri olacağız

11 Ocak 2017 Çarşamba

10 Ocak “Tarım Öğretiminin Başlangıcı” günü vesilesiyle hatırlatalım: Tarım-üniversite işbirliğini geliştirip akademiyi/öğrencileri yerleşkelerden dışarı çıkartamazsak, doğa dostu üretim ile zenginleşmek yerine, topraklarımızın üzerinde işgalci konumuna düşeceğiz.

 

10 Ocak, 10 Ocak 1846’dan beri “Tarım Öğretiminin Başlangıcı” kabul edilir. 10 Ocak 1846’da İstanbul Yeşilköy’de bulunan Ayamama Çiftliği’nde o zamanki adıyla Ziraat Mektebi olarak kurulan ve tarih kayıtlarımıza ilk zirai eğitimin yapıldığı okul olarak geçen tarım öğretimi kurumu ile başlatılan süreç, tam 171. yılında. Ziraat Fakültelerinde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor ama bu kutlamalar yeterli değil.
Tarımsal üretim genellikle çiftçilerin ürettiklerini satamamaları, üretimde kullanılan kimyasallar, tüketici fiyatlarının yüksekliği ile gündeme gelir. Oysa tarımsal üretim ulusal güvenlik sorunudur. Doğa dostu üretim yapmazsanız, ülkenizde “yerli işgalciler” konumuna düşersiniz. Yurttaşlarınızın besin güvenliğini sağlamaktan yoksun kalır, özgür ulus yerine edilgen, düşünme/ algı yetisi sınırlı, özgüvenden yoksun insan topluluğu olursunuz. Bunun bilincinde olan Mustafa Kemal ve arkadaşları “Yüksek Ziraat Enstitüsü”, “Köy Enstitüleri” kurarak bilimi toprakla buluşturdu. Çiftçilerimizi geleneksel üretim yerine bilime dayalı, doğa dostu üretim yapmalarına özendirdiler.

Topraklar fetih alanı oldu
Tarımda üretimin sürdürülebilirliği, verimlilik eğitimle ilintilidir. Ne var ki 171 yıldır verilen tarımsal eğitimden bilim ötelendi. Yüksek Ziraat Enstitüsü, Köy Enstitüleri ile başlatılan bilimin toprakla buluşması süreci kopartıldı. Doğayı/ toprağı tanımayan, alanında yetkin olmayan, meslek etik değerlerini içselleştirmemiş meslek elemanları ile üretim sürdürülmeye çalışılıyor. Buna bağlı olarak çiftçiler ulusun efendisi olmaktan çıkartıldı. Topraklar yap-satçıların “fetih” alanına dönüştürüldü. Net tarımsal ürünü dış alımcısı, yurttaşlarını yeterli/ dengeli beslenemeyen, Belçika büyüklüğümde tarım arazisinde ekim yapılmayan, kentleri “tarım muhacirleri” ile sarılmış ülke olduk.

Öğrenciler toprakla buluşmalı
Tarımsal eğitim üniversite yerleşkelerine hapsolmuş Ziraat, Su ürünleri, Gıda, Doğa Bilimleri vb. fakülteler içinde yüzlerle ifade edilen disiplinde ve meslek yüksekokullarında veriliyor, akademik çalışmalar yapılıyor. Fakat bunların tarımsal üretime katkısı olmuyor. Bilimle toprağın buluşmasını önceleyen, yetkin meslek elemanları yetiştiren bir eğitim izlencesi geliştirmek zorundayız. Bu da üniversite yerleşkelerine hapsolmuş tarım akademisinin bölgelerinde üretime katılmaları, bilgi aktarımında bulunmaları, tarımsal üretimin her aşamasında paydaş olmaları ile olur.

Ortak çalışma önemli
Geliştirilecek üniversite-tarım işbirliğinin etkin/verimli olması, tüm paydaşların -Tarım il/ilçe müdürlükleri, belediyeler, ziraat odaları, üretici birlikleri, inovasyon odaklı çalışan tarım işletmeleri, tarımsal ürün ticareti ile uğraşanlar- arasında ortak çalışma izlencesi geliştirilmesiyle mümkün. İşbirliğinin temeli, tarım akademisinin/öğrencilerin üniversite yerleşkelerinden dışarı çıkartılması olmalı. Oluşturulacak “mobil eğitim grupları”; ekim/hasat dönemlerine –zeytin hasadında zeytin, pamuk, buğday ekim/hasat dönemlerinde vb. ürün üretim sürecine- göre belirlenen noktalarda konuşlandırılmalı. Konuşturulan öğrencilerin -zaman kavramı olmaksızın- çiftçilerle birlikte ekim/hasat sürecine katılmaları sağlanmalı. Konuşlanılan merkezler akademi/öğrenci/çiftçi ortak eğitim platformuna dönüştürülmeli. Kısacası toprağın bilimle buluşması, doğa dostu üretimin önü açılacak ve mesleklerinde -toprağı, üretim sürecini bilen- yetkin elemanlar yetiştirilebilecektir.

Tarım muhacirleri
Tarım-üniversite işbirliğini geliştirip akademiyi/öğrencileri yerleşkelerden dışarı çıkartamazsak, doğa dostu üretim ile zenginleşmek yerine, topraklarımızın üzerinde işgalci konumuna düşeceğiz.
Bilimi toprakla buluşturup zengin, mutlu insanların yaşadığı ülke olmak yerine verimli tarım alanlarını tarımsal kimyasallarla zehirleyip betonlaştırarak, aşınmaya açık duruma getirerek topraklarımızı çölleştirip kent varoşlarında “tarım muhacirleri” olarak yaşamak zorunda kalacağız.  

İRFAN O. HATİPOĞLU
Mustafa Kemal Üniversitesi



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları