Ahmet Şık’a açık mektup

02 Şubat 2017 Perşembe

Sevgili Ahmet,

Seninle, adliyede sen tutuklanmadan önce bir grup meslektaşla birlikte kısa selamlaşmamızdan bir önceki görüşmemiz, hapisteki meslektaşlarımıza bir yeni yıl hediyesi niyetine 100’ü aşkın gazeteci olarak o toplu fotoğrafı çektirdiğimiz 28 Aralık akşamı olmuştu.

Üzerine onlara selam cümlemizi ve yeni yılda özgür olmaları dileklerimizi iliştirdiğimiz o fotoğrafta sen de vardın. Hapisteki meslektaşlarımız görsün diye 7 gazetede yayımlattığımız o fotoğraf yayımlanmadan, senin tutuklanarak fotoğrafın selam gönderilen tarafına geçmiş olman o karede olan diğerlerimiz için ciddi anlamda sarsıcı oldu.

Bu sarsıcı ironi karşısında aklıma, kısa bir süre önce yitirdiğimiz John Berger’in “Bir Fotoğrafı Anlamak” adlı kitabında fotoğrafa dair yaptığı vurgular geldi: “Bir fotoğrafın hakiki içeriği görünmezdir. Zira biçimle değil zamanla ilgili etkileşimle türer”, “Fotoğraf, çekildiği ve bakıldığı an arasında geçen zamanla okunabilir”, “Hayatta anlam ‘an’lık değil, bağlantı kurulan durumla açıklanabilir.”

Evet, bu fotoğraftan birimizin -senin- henüz yayımlanmadan fotoğrafın çekildiği yerden, bakıldığı yere geçmiş olman da, devletin seninle birlikte bizlere, o karede yer alsın ya da almasın tüm gazetecilere bir ‘yeni yıl hediyesi’dir. Bu ülkede devletin gazetecilere ‘yeni yıl hediyesi’ böyle oluyor. Ve o fotoğrafın Berger’in ifadesiyle ‘hakiki içeriği’nde artık bir de senin ve aslında seninle birlikte o karede yer alan bizlerin yaşadığı bu hal var.

Artık maalesef deneyimli bir mahpussun. Henüz fotoğrafın o tarafına geçmemiş biri olarak benim sana hapishanedeki zamanın nasıl anlamlı olarak dönüştürülebileceğine dair laflar etmem pek de yakışık almaz(!) Ama senin ilk hapishane sürecinde, oradan sağlam bir kitapla birlikte çıkmış olduğunu bilen bir arkadaşın olarak kafanda yine neler döndüğünü tahmin etmem zor değil. Sen en zor zamanlarda bile üretmeyi, sıkıntılı dönemlere de dalgacı yaklaşarak hayatı anlamlı kılabilmeyi başarabilenlerdensin. Bu bizim gibi bir ülkede az bir marifet değil.

Ahmet, senden sonra Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Ömer Çelik’in de tutuklandığını duymuşsundur. İktidar referanduma, halkın haber alma hakkının gereğini yapan gazetecileri öğüterek gitmeye kararlı görünüyor.

Tüm bunlara rağmen, cezaevindeki gazetecilerin serbest bırakılması için gösterilen dayanışma da küçümsenemeyecek değerde. Uluslararası PEN 23 kişilik güçlü bir heyetle Türkiye’ye geldi. Hükümet temsilcileri, Cumhurbaşkanlığı danışmanları, siyasi partiler ve yüksek yargı mensuplarıyla sizlerin durumlarına dair görüşmeler yaptı, baskı altındaki gazetelere destek ziyaretlerinde bulundu.

Dün PEN heyeti ile bir gazeteci grubu olarak bir aradaydık. Heyet üyeleri orada, Silivri Cezaevi önünde karşılaştıkları engelleri anlattılar. Ben bu mektup vesilesiyle onların selamını sana iletmiş olayım. Hâlâ birlikte kalıyorsanız, heyet üyelerinin ve benim selamlarımı İnan Kızılkaya’ya da iletirsen sevinirim.

Bu arada Ege Dündar’ın başlattığı bir proje olan ve aynı zamanda editörlüğünü yaptığı Uluslararası PEN’in, Türkiye’deki gazetecilerle dayanışma amacını taşıyan gazetesi ‘Derman’ın ilk sayısı çıktı. Derman’da yayımlanan kısa mesajında “Hiç kimse enseyi karartmasın” demişsin.

Öyle yapıyoruz. Özlemle kucaklıyorum...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları