Meriç Velidedeoğlu

Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi

17 Mart 2017 Cuma

Bilmem anımsayanlar var mıdır, Peyami Sefa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” adlı ünlü romanını?
Yayınlandığı yıllarda dillerden düşmez olmuş; daha sonraları da uzun yıllar sürdü ünü; dahası dönemin siyasi yaşamında da yer aldı, özellikle yazarı dolaysiyle. Geçen hafta cumartesi günü (11.3.2017) yazarımız Mine Söğüt’ün çağrısıyla, Cumhuriyet’in “132 gündür” tutuklu yazarı, çizeri, yöneticisi, savunmanı, “Akın Atalay’a, Bülent Utku’ya, Güray Tekin Öz’e, Hakan Kara’ya, Kadri Gürsel’e, Murat Sabuncu’ya, Musa Kart’a, Mustafa Kemal Güngör’e, Önder Çelik’e, Turhan Günay’a ve “71 gündür” tutuklu Ahmet Şık’a”, “Tecride Karşı Mektup” eylemiyle, Kadıköy Postahanesi’nde buluştu gazeteciler.
Mine Söğüt, bu çağrıyı, bir gün önce köşesi “Uykusuzluk” da şöyle dile getirdi: “...Ve onlara yazmayı ve okumayı yasaklayan iktidarı takmayın. Kelimelerinizi dilediğiniz gibi dizin. Sonra zarfa koyun. Üzerine adreslerden adres seçin!” dedikten sonra da, adres olarak, “Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi” yazıp, tam “on bir” kez, inci dizer gibi sıraladı bu adresi tutuklu canlarımızın adlarıyla birlikte. İlk basımı “1930”da yapılan “9. Hariciye Koğuşu”nu anımsamamın ilk nedeni bu koğuş sayısı dolaysiyle.
Dönemin bu ünlü romanında yoksul bir çocuğun dizindeki sakatlığın hastahanede giderilmesi sürecinde yaşananları anlatan bölümü büyük yer tutar; bu bölümü oluşturan sayfalardaki, insanı insan yapan duyguların, tutumların anlatımı okuyanları derinden etkilediği gibi yaşanan kimi acımasızlıklar, insanlıktan uzaklaşmalar da aynı etkiyi yapar, nerede olursa olsun.
Ve “87 yıl” sonra bugün de, “Silivri Kapalı Cezaevi”nin, “9 No’lu” koğuşundaki “on bir” hücresinde yaşananların, yaşatılanların yalnızca birini bir kez daha kısaca anımsayalım.
İddianame hazırlanmadan tutuklandılar; aylardır - neredeyse “beş aydır”, hüküm giymiş gibi tutuklular. İddianame neden yazılmıyor? Ya da, neden yazılamıyor? Üstüne üstlük, “yazdırılmıyor (!)” sözü, “ayyuka” çıkmış durumda...
Anayasamızda ülkemizin, “çağdaş bir hukuk devleti” yazılı, ayrıca bu konuda bir kural daha var; Anayasa, yargılamayı yapanların, yargıçların “vicdani kanaatı”ndan -açıkçası “insansal tutumundan”- da söz eder.
Yoksa bu kural kaldırıldı mı?
Olabilir, çünkü “yargı”da yaşananların, yaşatılanların artık iyice zulümleştiğini görmemenin olanağı yok.
Günlerce, aylarca tutuklusun. Neden? Bilmiyorsun, bilemiyorsun tam olarak...
Peki, bu durum işkence değilse, nedir?
“Hukuk” bu mudur?
Böyle bir düzenin geçerli olduğunu devlete, “Hukuk Devleti” denebilir mi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyib, başta Hollanda’da yaşananlara karşı - kimi “AB” ülkeleri için de geçerli olmak üzere- haykırıyor, “Faşizm, Avrupa’nın sokaklarında kol geziyor!” diye...
Kuşkusuz haklı.
Yapılan bu “çiğliğe”, hak ettikleri ölçüde uygulamalarla ve tam bir “devlet” diliyle karşılık verilmeli.
Yoksa onlar da, ülkemizde yapılacak referandumda kullanılacak, “Hayır!” oyları için düzenlenen yasal eylemlere yapılan -üstelik güvenlik güçleri tarafından yalnızca izlenen - saldırıları ve tutukevlerinde tutuklulara uygulananları dile getirip - “sizin ülkenizde de yalnız sokaklarda değil, tutukevlerinizde bile faşizanca uygulamalar kol geziyor!” derlerse...
Üstelik yalnızca bu “iki konu” için...
Peki, “haksızlar” diyebilir miyiz? Bilmem ki ne dersiniz? Ayrıca değerli dostlar, doğal olarak ve uluslararası ilişkiler yönünden de Hollanda’nın özür dilemesi isteniyor; yalnızca Bakan Fatma Kaya’dan değil; “TC Devleti”nden de, kısacası bizlerden de...
Kuşkusuz bu “özür” dilenmeli. Bu kesinlikle istenmeli... Ne ki, “Atatürk” dönemindeki “TC Devleti”nin saygınlığının, bugün ülkemizi “şamar oğlanı” durumuna getirip dayatanın; başında olduğu “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin “Kurucu Başkanı”na nasıl seslendiği, ne dediği bilinir; bundan dolayı “özür dilemediği” de....
Hollanda, “TC Devleti”nden; “Türk Halkı”ndan özür dilemeli...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları