Ahmet İnsel

Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!

01 Nisan 2017 Cumartesi

22 Mart’ta Başbakan Binali Yıldırım Iğdır’da konuştu: “Hayır diyene tabii ki saygımız var. ‘Hayır’ da, ‘evet’ de başımızın, gözümüzün üstündedir. ‘Hayır’ diyenler terörist değildir.”
Bugün 1 Nisan. Bu okuduklarınızı 1 Nisan şakası zannedebilirsiniz. Şaka değil. Binali Yıldırım gerçekten bunları söyledi. Ardından, “Ama teröristlerin, Türkiye düşmanlarının ‘hayır’ dediğini görelim, ona göre kararımızı verelim” diye ilave etti.
Halbuki o kendisi bir yandan, Cumhurbaşkanı diğer yandan, nerede ağızlarını açsalar, “hayır” oyu verecek olanları bölücü terör örgütlerinin yanında yer almakla, onlarla hareket etmekle itham ediyorlardı. Avurtlarını şişire şişire, “PKK hayır diyor,FETÖ hayır diyor, HDP hayır diyor. Hayır diyenlere bakın, ona göre karar verin” demekle yetinmiyorlar, “bölücülüğe, FETÖ’ye evet diyenlere bu millet 16 Nisan’da hesabını verecek” diyorlardı.
Hatta Cumhurbaşkanı hızını alamayıp 12 Şubat’ta, “16 Nisan, 15 Temmuz’un bir cevabı olacaktır. Hayır diyenlerin konumu aslında 15 Temmuz’un da bir yerde yanında yer almaktır. Bunu kimse sağa sola çekmesin!” derken “hayır” oyu verecek olanları sağa sola çekmeyip doğrudan darbeci, terörist kategorisine sokuyordu. Daha sonra el yükseltti. 14 Mart’ta, Çekmeköy’de “toplu temel atma töreni”nde, “Bunlar bölücü terör örgütüne destek verenlerdir” dedi. Cumhurbaşkanının “bunlar” dediği, 16 Nisan’da Türk tipi “cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi”ne hayır oyu verecek olanlardı. Yürürlükteki anayasaya göre milletin birliğini temsil etmesi gereken Cumhurbaşkanı, aynı konuşmada, anayasa değişikliği ile kurulacak ve başında kendisinin olacağı sistemin, hayır diyenler için nasıl bir tehdit oluşturduğunu açıkça söylüyordu: “Niye evet diyemiyorlar. Çünkü evet onların bu ülkedeki geleceğini karartacaktır!”
AKP vaizi konumlu ilahiyat profesörü, hayır oyu verecek olanlar hakkında, “Bunların çoğunluğunu başta CHP ve HDP olmak üzere beyaz Türkler, Kemalistler, İslam karşıtları, kendi değerlerine yabancılaşmış müstağribler, Türkiye’nin güçlenmesini ve İslam dünyasının adım adım birleşmesini, Batı’nın Doğu ve Türkiye için belirlediği yörüngeden çıkılmasını istemeyenler oluşturuyor” diyerek hükmünü vermişti.
Sonra birdenbire bu söylem kesildi. Bu defa ilahiyat profesörü gazete köşesinde, “referandum sürecinde itidal” önerdi. Belli ki, bu ülke yurttaşlarının aşağı yukarı yarısını geleceği kararmakla tehdit etmek beklenen sonucu vermemiş, belki geri tepmişti. Binali Yıldırım’ın yazının başında yazdığım 1 Nisan şakası gibi açıklaması bu çark etme operasyonunu ilan ediyordu. Ama iktidar tornistan yapmaya çalışırken AKP vaizi hocanın tarifini yaptığı itidal, daha önce söylenenleri tevil etmek yerine, tehditlere somut bir içerik veriyordu.
Hayır cephesinde yer alan insanların büyük çoğunluğunun, “öz medeniyet ve kültürüne yabancılaşmış parçamızdan” oluştuğunu ilan edip Müslümanların Yahudilere, Hıristiyanlara ve diğer din mensuplarına aralarında yaşama hakkı tanıdıkları gibi, “bunlara” da öyle davranılmasını öğütlüyordu. Barış ve kardeşlik adına! Yani, hayır oyu veren milli bünyenin yabancılaşmış parçaları, İslam hukukundaki zimmî statüsünde “mutlu ve barış” içinde yaşayabilmeliydiler. Bu himaye karşılığında ne kadar cizye verecekleri, hangi haklara sahip olacakları, evet ümmetinin sahip olup da kendilerinin sahip olamayacakları hakların neler olacağı ise herhalde bilahare belirlenecekti. İtidalin de elbette bir sınırı olmalıydı!
7 Haziran seçimlerinde altı milyon yurttaşımızın oyunu almış HDP’ye, “terör örgütünün uzantısı” muamelesi yaparak gelinen aşamanın, seçmen topluluğunun takriben yarısını milli bünyenin yabancılaşmış parçaları ilan etmek olması, şaşırtıcı değil. Ne kadar itidal içinde davranmaya çalışsalar da 16 Nisan’da “evet”in toplumun yarısına yakınının bu ülkedeki geleceğini karartacağını muştulamaktan geri duramıyorlar. Çeşitli nedenlerle 16 Nisan’da evet oyu verecek yurttaşları kendi mutlak tahakküm saplantılarının ortağı ilan ediyorlar. “Evet” oyu verme eğiliminde olanların, kendilerine yapıştırılmaya çalışılan bu utanç verici yaftaya karşı çıkmaları ortak geleceğimizin kaderini belirleyecektir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları