Köşe Yazısı

A+ A-

19 Mayıs... Gençler... Sessiz çığlıklar

Paylaş
instela'da paylaş
19 Mayıs 2017 Cuma

“İTÜ Uzay ve Havacılık Bölümü’nden mezunum. 3 yıldır iş bulamıyorum. Artık ne iş olsa yaparım noktasına geldim...” Bu sözlerini “sessiz çığlık” gibi tanımladığım bu gencin adını yazmayacağım, gerek yok... Bu gençlerden o kadar çok var ki...
Bugün 19 Mayıs. Atatürk’ün gençlere armağan ettiği bir bayram ve yine gençlere emanet edilen bir ülke... Peki, bu ülke aradan 98 yıl geçtikten sonra gençliğine ne sunuyor? Bu sorunun yanıtlarından biri işte o yukarıdaki sessiz çığlıkta. Bunun gibi on binlercesinde...
15-29 yaş arası nüfus 19 milyon. Peki, ne sunuyoruz onlara? İyi eğitim? İş olanakları? Daha iyi bir yaşam? Hangi bilgi ve beceriler ile ne kadar donatabiliyoruz gençleri? Yabancı dil, spor (futbol dışında) evrensel müzik, sanat, kültür? Felsefe?
Hayır dürüst olalım. Hiçbiri değil. Sadece borçlanarak tüketecekleri bir gelecek var onları bekleyen. Borçlanarak bir şeylere sahip olabilmek için bulmak zorunda oldukları bir iş; çok uzun çalışma saatlerine yayılan modern bir kölelik... Ya da işsizlik... OECD’nin “Bir Bakışta Toplum 2016” raporu birçok şeyi özetliyor: 15- 29 yaş aralığındaki yaklaşık her 10 gençten 3’ü hem okumuyor hem de bir işte çalışmıyor. Türkiye bu oran ile 35 OECD ülkesi arasında birinci sırada. Üretime katılmayan genç nüfusun ekonomik maliyeti ise 25 milyar dolar...
Dönelim İTÜ mezunu işsiz gencimize... Şöyle bir düşünelim İTÜ’ye girmek için nasıl bir bedel ödediğini... Sadece maddi bedelden bahsetmiyorum; çalınan bir çocukluk da var burada. Yüksek puanlı bir üniversiteye girebilmek için nasıl yoğun bir çalışma gerektiği, kurslar, etütler... Bunun yanı sıra müzik, spor, resim, tiyatro gibi gibi eğitim sistemimizde zaten neredeyse yok sayılan ama bir insanı insan yapan kültürel besinden nasıl uzak kaldığı gerçeğinden...
Zeynep Oral ile bu yıl Girne’de 53.’sü düzenlenen Türki Pediatri Kongresi’nde beraberdik. Oral, “Çocuk ve Sanat” temalı konuşmasında “sanat”ın önemini şu sözlerle anlattı: “Edebiyat sanat, nitelikli müzik... Bunlar, bakmakla yetinmeyip görmeyi öğretir insana. İşittiklerini, duymakla kalmayıp değerlendirmeyi önerir. Okuduğumuz bir kitap, kendi yaşadıklarımızı fark etmemizi sağlayabilir. Bunlar algılarımızı açar. Zihnimizi ve duyarlığımızı biler... Kısacası kavramayı, sorgulamayı, eleştirmeyi, düşünmeyi öğretir insana...”
Konservatuvarların kapatıldığı, felsefe derslerinin kaldırıldığı, müzik ve resim derslerinin seçmeli derslere indirgendiği bir müfredattan sanat duyarlılığına ve bilincine sahip kaç genç yetişebilir ki?
Çok söze gerek yok. Geldiğimiz nokta ortada.
Bu ülkede gençlerin kendi geleceklerini görememeleri acı ama onlara diyecek bir lafımız da yok ne yazık ki. Sonuç: Katlanarak artan bir beyin göçü. Parçalanan aileler, göçmenlik... Daha iyi bir yaşam arayışı... Son sözümüz siyasilere: 2017 yılındayız. Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti 98 yılı geride bırakıyor. Peki, siz günümüz Türkiye’sinde gençliğe ne sunuyorsunuz? Bu soruyu vicdan rahatlığı ile yanıtlayabilecek misiniz? 19 Mayıs kutlamalarını güvenlik gerekçesi ile engelleyen zihniyet bu sorunun yanıtını hiç düşündü mü?

Tümü Özlem Yüzak - Son yazıları

Mika çocukları... 24 Haziran 2017 Cmt
‘Değerler eğitimi’ ve 21. yüzyıl Türkiyesi 23 Haziran 2017 Cum
Küresel gıda baronları 18 Haziran 2017 Paz

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Zeynep Oral