Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Ebü’l Abbas Seffah’ı Biliyor musunuz?

03 Haziran 2017 Cumartesi

Çevremde küçük bir sormaca yaptım. “Ebü’l Abbas Seffah’ı biliyor musunuz” diye sordum.
“Adı yabancı gelmiyor” ya da “Okumuştum ama unutmuşum” diyen bile çıkmadı.
Oysa bizim kuşakla, bizi izleyen kuşaklar daha ortaokulda öğrenmiş, lisede ayrıntılandırmıştık.
Eğitim ve öğretim düzeyimizin bizden sonraki süreçte getirildiği durumu varın siz hesap edin.
Ebü’l Abbas Seffah yok sayılacak ya da küçümsenecek bir kişi değil. Koskoca (!) Abbasi İmparatorluğu’nun kurucusu...
Yönetim sürecinde yaptıklarına bakıp sonradan, “İnsan kasabı, faşist, Yahudi soykırımcısı” gibi sıfatlarla anılan Hitler, Mussolini, Kaddafi, Stalin, Saddam gibilerinden ayırıcı bir yanı da var. Saydıklarımın hemen hepsi görevdeyken kendi dillerinde Türkçeye “Önder” diye çevrilebilecek sıfatlarla anılmışlar.
Oysa Ebü’l Abbas, kendisine uygun gördüğü sıfatı, halifeliğini ilan etmesinin ardından okuduğu hutbede “Seffah” diye kendisi koymuş. Türkçesi “kan dökücü” demek. Kendisini “kan dökücü” diye nitelendiren bir halife size de ilginç gelmiyor mu?

***

Seffah, kendisini Abbasi Halifesi ilan etmişti ama Emevi devleti ve halifesi görev başındaydı.
Kûfe’de halifeliğini ilan ettiği 28 Kasım 749’dan sonra kılıcını eline almış, kendisine biat etmeyenlerde “baş üstünde baş, taş üstünde taş” bırakmamıştı.
Örneğin 750’de Emevilerin başkenti Dımışk (Şam) işgal edildi. Halife Mervan kaçarken yakalanıp öldürüldü. Aynı yıl teslim olmayı reddeden Vasıt şehri, anlaşmayla teslim alındı. Ama Valisi İbn Hübeyre, pek çok kişi ile birlikte anlaşmaya aykırı olarak kılıçtan geçirildi.
Hitler, Mussolini ve Stalin’in yanında Ebü’l Abbas Seffah’ın hatırı kalmasın diye anımsatayım dedim.

***

10’u 216 gündür tutuklu bulunan 13 tutuklu arkadaşımıza reva görülen soruşturmanın niteliğini ve niceliğini arkadaşlarım yazı dizisiyle özetliyor.
Arkadaşlarımın çabalarına kıyısından köşesinden ben de katkıda bulunmak istedim. Raporları ya da kişisel görüşleri ciddiye alınan uzman ve bilirkişilerin benimle ilgili saptamaları da bir âlem.
Bir uzman benim için özetle demişki: “1981’deki emekliliğinden sonra hiçbir faaliyeti olmamıştır. Banka hesabındaki birikimden harcama yapmaması da dikkat çekicidir. Araştırılması gerekir.”
Kısaca anlatayım. Emekli olarak Cumhuriyet’ten ayrıldıktan (26 Mayıs 1981) sonra Türk Haberler Ajansı Genel Müdürlüğü (1984-1985), Güneş gazetesinde Dizi Yazılar ve Araştırma Müdürlüğü (1987-1990), Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda Genel Başkanlık (1989-1995) yaptım. 1993’te Genel Yayın Danışmanı olarak Cumhuriyet’e döndüm. 1994-2001 arasında da Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptım. Bu işler SSK priminden muaf görevler değildi ki.
Üstelik Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı iken (2001-2013) Cemiyet’in yayın organı olan Bizim Gazete ve Cumhuriyet’teki şirket yönetim kurulu üyeliğim nedeniyle emekli aylığımdan SSK primi ödedim.
Uzmanın saptamasını şakaya vurup cimriliğime bağladım ama gerçek tetikçilerin iddiasına ciddiye alıp FETÖ’den gelen parayla yaşadığımı ima etmekti!
Tetikçiler ve onları ciddiye alan uzmanlar (!) geri zekâlılığımızı da yüzüme vurmaktan kaçınmadılar.
FETÖ’nün verdiği çuvallarla parayı (?) bir araba gönderip bagajına koyacağımıza, motokuryemiz Sevgili Yavuz Yakışkan’ın sırtına vurdurup gazeteye getirdiğimiz de kanıtlar arasında yer alıyor.
Ne diyeyim bilmem ki...
Kibarca sorayım: “Yoksa benim SSK primlerini kankanız FETÖ’nün hesabına mı yatırdınız?”