Mümtaz Soysal

Ordunun Bayramı

31 Ağustos 2008 Pazar

CUMHURİYETİN bayramları, mevsimler gibi art arda gelir, ama hepsi birden bir bütün oluşturur. 23 Nisan çocukların, 19 Mayıs gençlerin, 30 Ağustos askerlerindir; 29 Ekim, onları toparlar, cumhurun bayramı yapar. Şimdi bugünün takvimine uygun böyle düzgün bir sıralamanın olması, cumhuriyetin kuruluşu sanki bir yıllık bir süreçmiş izlenimini yaratır. Oysa, olaylar tek yıllık bir kronolojiye sığmaz; Milli Mücadele tam dört yıllık çetin bir dönemdir.

30 Ağustos 1922’nin o süreç içinde özel bir yeri var.

Yunan Dumlupınar’da darmadağın edilmeseydi, Samsun’a çıkış sonuca eriştirilmemiş bir tasavvurun başlangıcı olarak kalır, Meclis’in açılışı ölüm-kalım savaşı içinde tarihe geçecek bir demokrasi denemesinden ibaret olarak anımsanırdı. Büyük Zafer, haklı ve doğru düşüncenin, böyle olduğu için de mutlaka galip gelmesi gereken bir inancın gerçekten galip geldiği, haksızlığın ve yanlışın düzeltildiği olayın adıdır.

Aslında, 30 Ağustos bu niteliğiyle bir büyük askerlik ve komutanlık başarısının ötesinde, hukuk ve felsefe açısından da önem taşır. Şunu gösterdiği için: Haktan ve doğrudan yana olmak, tek başına yetmiyor; hakkın ve doğrunun gerisinde kuvvetin de olması gerekiyor. 30 Ağustos, hak ve doğru adına son darbeyi vuran o kuvvetin müthiş bir sabır, planlı bir hazırlık ve ulusal çapta bir özverinin ürünü olduğunu gösterir. Hamurunda Karadeniz’deki tehlikeleri göğüsleyerek Rus mühimmatını Kuzey Anadolu kıyılarına getiren Alemdar, Gazal, Rüsumat römorkörleri mürettebatının, kağnılarıyla cephe gerisine taşıyan cefakâr köy kadınlarının, geceler boyu yürüyerek mevzi değiştiren yorgun askerin, ileri hatlarda neferleriyle birlikte vuruşan zabitlerin emeği var.

İkide bir Ankara’ya gelip demokrasi üzerine ahkâm kesen ve İstanbul matbuatına demeçler veren salak yabancılara anımsatmak gerekir ki, bu devlet böyle kurulmuş bir cumhuriyettir. Milletleşen bir ordunun ya da ordulaşan bir milletin özverileriyle olağanüstü biçimde kurulduğu için, askerle cumhuriyet arasındaki kutsal bağı kavramaya onların olağan bilgisi ve sezgisi yetmez. Yedi düvelin donatımıyla azgın Yunan askerini Anadolu’ya saldırtmakla kendi açılarından işledikleri büyük hatanın hâlâ farkında değildirler. Bu hata, o tarihlere gelinceye kadar ulus kavramıyla tanışmayan ve onun bilincine tam varamayan bir halkı uluslaştırmak olmuştur.

Böyle bir açıdan bakınca, kurtuluş sonrasının cumhuriyeti ile ulus kavramının yaşıt bir ilişki içinde olduğunu bilmek ve kurtuluş mücadelesini noktalayan 30 Ağustos’a da bu gözle bakmak gerekir.

Dolayısıyla, ordunun bayram gününde cumhuriyetin göbek bağındaki bu özelliği içte ve dıştaki cumhuriyet düşmanlarına bir kez daha anımsatmak, mutlaka yerine getirilmesi gereken bir ulusal ödev sayılmalıdır.

[email protected]