Köşe Yazısı

A+ A-

Ne İsa'ya Ne Musa'ya..

31 Ağustos 2008 Pazar

Kafkasya gelişmelerinin bütünü, yoğunluğu, gerilim içinde kaynadı gitti. Başbakan Erdoğanın önemli dış politika atağı olarak pazarlanan Kafkasya Platformuprojesinin nasıl da hemen patlayıp sönen bir balon olduğu algılanamadı. Başbakanımızın, Cumhurbaşkanımızın, veliahtlığı paylaşılamayan Dışişleri Bakanımızın, dünya çapında oynanan büyük siyasal dengeler, çıkar savaşlarında, kelimenin tam anlamı ile hadlerini bilmeyen, çaplarını aşan, yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları çıkışlarında bu ilk değil ki...

İran Cumhurbaşkanına reklam hizmeti vermenin ötesinde getirisinden değil ancak götürülerinden söz edilebilen, ABDnin rest çekmesi ile Türkiye için düşlenen petrol-doğalgaz anlaşmasının bile yapılamadığı, Türkiye Cumhuriyetinin kimliğinin, ağırlığının korunması boyutunda gaflar zinciri oluşturan Ahmedinejadın İstanbul ziyareti; insan hakları sabıkalısı Afrika liderinin yine İstanbulda ağırlanması ile kaybedilenlerin hesabı yapılmadan, maliyeti yüksek, getirisi çok tartışmalı Afrika zirvesi ile BMde yönetime girme küçük hesapları; ABDnin Kafkaslarda çıkarlarını kollamada puan getireceği varsayılan Kafkasya Platformu girişimi ile ABDden bile azar işitir konuma düşme. Amerikan, AB askeri gemilerinin Boğazlardan geçişi ile Rusya karşısında Montrö Anlaşmasının delinmesi üzerinden futbol deyimi ile ofsayt pozisyonunda kalma.. İnternet sitelerinde dolaşan, yüzlerle sayılan gaflar zincirinin gündemde duranları...

Şimdilik Türkiye için yaşamsal değerde Montrö maddeleri ile gemi tonajları boyutunda bir çelişki olmasa da, Rusya, Türkiyeye üst üste restler çekmekte;Türkiyenin 1. Dünya Savaşına sürüklenişi sahnelerini anımsatan Boğazlardan askeri gemilerin geçirilmesi senaryolarında kulak tırmalayan gerçekler var; Gürcistana, sivil mağdur halka yardım gerekçesiyle, Karadenize geçmiş, dolanmakta olan askeri gemiler, donanımları arasındaki sırıtan çelişkiler ortada. Rusya, Karadenizde ABD ve NATO askeri gücünün varlığından çok rahatsız, sıcak savaş tehdidinin doğrudan tarafı olarak Türkiyeyi uyarıyor; 21 günlük sürenin sonunda Karadenizdeki askeri gemilerin dönmemesinden sorumlu tutuyor..

***

İki kutuplu dünya, soğuk savaş sürecine yeniden girildiği tezleri abartı sayılsa da, küreselleşme olarak pazarlanmış tek kutuplu dünya sürecinin sonuna gelindiğini yadsıyan da yok. Kafkasyada yaşananların, dünyayı yeniden paylaşım çıkar dengelerinde, Ortadoğu, Afganistan işgalleri sürecinin dönüşüm, kırılma noktası olduğunda görüşler birleşiyor. Yani yeniden iki kutuplu dünyaya dönülmese de, terör gerekçe, petrol çıkarları üzerinden askeri işgallerle, ABD öncülüğünde dünyaya egemen olma emperyal projelerinde kırılma noktası yaşanıyor.

ABD, AB, NATO çerçevesindeki sıcak, siyasal çıkışlarda, Rusyanın Abhazya, Güney Osetya bağımsızlık kararlarının protesto edilmesi çok doğal. Ancak caydırıcı bir yaptırımın söz konusu olamayacağının da altı çiziliyor. Rusyanın iki kutuplu dünyayı yeniden oluşturacak kadar askeri, ekonomik gücünün bulunmadığının vurgulanmasından sonra yapılan yakın ve uzak eksenli öngörüler çok çarpıcı; Rusyanın ABD, Batı dünyasının tek kutuplu dünya gelişme projelerinde uygulamış olduğu siyasal stratejilerin üzerinden yürüdüğünün altı çiziliyor. İroni gibi ama Kosovanın bağımsızlığının tanınmasında kullanılan gerekçelerin aynısı, Rusya tarafından Gürcistan haritasının oynanması üzerinde kullanılıyor. Kosova toprakları üzerinde, ABD en büyük askeri üslerinden birinin inşaatını tamamlama aşamasında, Abhazlar Ruslardan, bağımsızlık ilan ettikleri topraklarında üs kurması çağrısında bulunuyorlar.

***

Batı medyası, Rusyaya çektikleri restlerin gereklerinin yerine getirilemeyeceği savında; Rusyanın doğalgaz ve petrol kozu ile günlük tüketim üzerine ambargo uygulama restinin gücünün tartışılamayacağının altı çiziliyor. Uzun süreçte ise Rusyanın zaafının AB ülkelerinin gelişmiş sanayi teknolojilerine duyacağı gereksinim olduğu anımsatılıyor. Ayrıca Rusyanın özellikle Ortadoğu işgali, kanlı petrolün önlenemez fiyat yükselişi ile ekonomik güç toplaması, bunu siyasal, askeri güce dönüştürme başarısına karşın, iki kutuplu dünya için yeterince güç kazanamadığına dikkat çekiliyor. Rusyanın Şanghay zirvesi, Çin, Hindistan hatta düşmanımın düşmanı dostumdurgerçeği nedeniyle doğal müttefiki İran ile kazandığı güç dengesi için ise yorumlar çelişkili. Kimileri tam ittifak olmamasının, kimileri sonuçta Batı cephesinin karşısında önemli bir güç dengesinin gelişmekte olduğunun altını çiziyor.

Türkiyeye dönük yorumlarda ise, siyaseten ABD, AB liderliklerine tam teslim AKP iktidarının, yaşamsal ekonomik ilişkiler nedeniyle Rusyaya bağımlı konumda, çok sıkışık yakalandığının altı çiziliyor. Cumhuriyet politikalarına en çok gereksinim duyulan bu noktada, Ortadoğu tüccarı üslubunda uyanık çıkışların Türkiyeye çok zarar vereceği ortada sırıtıyor...

[email protected]

Tümü Şükran Soner - Son yazıları

Yüzbinlerle işsizlere, katrilyonlu vaatler... 16 Şubat 2019 Cmt
Beynimizin içini boşaltan ahtapot el.. 12 Şubat 2019 Sal
Depremsiz çöküş 9 Şubat 2019 Cmt