Köşe Yazısı

A+ A-
Ayşegül Sönmez

Tanıl Bora’nın ‘Cereyanlar’ında ekstra light Batılılık

19 Haziran 2017 Pazartesi

Handan Koç, geçen günlerde Birgün’deki yazısında İletişim Yayınları’ndan çıkan Tanıl Bora’nın yazdığı Cereyanlar’daki feminizm bölümü üzerine bazı sorularını dile getirdi. Ben de şahsen Ekstra-Batılılık bölümündeki bazı kısımlarla ilgili endişelerimi dile getirmek istiyorum.

Her şeyden önce teslim edelim başlık şahane.

Ekstra-Batılılık…

Şimdiden yapmaya, yazmaya soyunacağımız bir serginin ismi olabilir. Öte yandan Ekstra- Batılılık, mevzu plastik sanatlar olduğunda 1908’den günümüze hâlâ sıcak, Batı’nın da kendisini eleştirmeyi elden bırakmayışıyla sağ olsun, hâlâ sıcak bir konu. Sayfaları, kitapları hak ediyor.

Bölüm, Sabahattin Eyüboğlu’nun 1938 yılında “Avrupa’ya Frank hayranlığıyla gidip Türk hayranlığıyla dönmek” sözleriyle açılıyor. Sabahattin Eyüboğlu’nun “yazıyı bile içeriğinden ayırıp süsleyici bir değer yapmış olan Türklerin, resimde tasvir ve temsilden uzaklaşan Batı resmini, Matisse’i, Picasso’yu daha az yadırgayacağı” fikrini de ekliyor.

Bora’ya göre resim, taklitçilik endişeleriyle beraber Batı’yı yakalama, Batı’yla eşitlenme arzu ve iddiasının da revnaklandığı bir alan.

Bora şöyle devam ediyor: “1933’te çıkan ve 1951’e kadar faaliyet gösteren etkileri sonrasına da sarkan D Grubu etrafındaki tartışmalarda berraklaşır. Grubu oluşturan genç ressamlar, adını açıkça anmaktan kaçınsalar da dönemin dadaizm, fütürizm, fovizm akımlarının etkisi altındaydılar; modernliğin klasiğine takılı kalmış önceki kuşağa, güncellenmiş modernle meydan okuyorlardı. Özellikle ilk çıkışlarındaki radikal evrelerinde, fütürizmi ve kübizmin kazanımlarını Kemalizmin iddialarıyla bitiştirmeye yatkındılar. Kübizmin sadeliği ve rasyonelliği, fütürizmin geçmişi tepen ataklığı, Yeni Türkiye’yle hemruh görülebiliyordu.”

İşte Bora’nın bu paragrafı baştan aşağı düzeltmemiz gereken maddi hatalarla dolu.

Her şeyden önce D Grubu’nun ne dadaizm ne fütürizm ne de fovizmle ilgisi vardır. Bu da epey tartışma konusudur Türkiye resmi “revnaklanırken”.

Paris’e burslu giden ‘Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin Çocukları’ çünkü orada Bora’nın yazdığı gibi -bazı ardıllarına göre maalesefne dadaizm ne fütürizmle karşılaşmış ne de bunu benimseyerek ülkelerine getirmişlerdir.

Kübizmin de felsefesini değil, biçimsel kanadını üstlenerek kuruluş aşamasındaki ülkeyi neredeyse kareleyerek değerleriyle inşa etmeyi denemişlerdir.

Burada elbette kilit isim Lhote’dur, Andre Lhote atölyesi eğitimi.

Zeki Faik İzer’in, D Grubu’nun kurucusu diyebileceğimiz sanatçının öğrencisi Özdemir Altan hep anlatır. Zeki Faik İzer’in Picasso için “İspanyol nezlesi” hatta “maskara” dediğini.

Picasso, D Grubu’ndan kimseye kolay kolay örnek olmaz 1950’lere kadar. Onun dışında D Grubu’nda fütürist sayabileceğimiz kimse de yoktur. Sanat tarihimizde yazılmış bir fütürist yoktur hatta.

Fütürizmden de “geçmişe takla atmak” değil, tıpkı Nâzım’ın o döneme damgasını vuran şiirindeki gibi biçimsel bir Makineleşme’yi övmeyi örneğin uçak bakışı resimleri, çağın içinde bulunduğu endüstrileşmeyi coşkuyla konu etmeyi anlıyoruz.

Aşağı yukarı iki sayfa süren Ekstra-Batılılık bölümünün bir başka kendi adıma hayal kırıklığı yaratan paragrafı da Turgut Cansever üzerine.

Bora’nın yorumuyla Cansever, “Batı’dan daha Batılı olma azmine akraba bir anlayış”ın temsilcisi.

Cansever’inki, Batı’dan daha Batılı olma azmi değil, hem Batı hem de Doğu’yu çok iyi bilen entelektüel bir mimarın kendi olma azmi olabilir olsa olsa...

Eleştirmen Sezer Tansuğ, sanatçı Ömer Uluç’suz, onların konuyla ilgili derin ve orijinal fikirleri olmaksızın Esktra Batılılık başlığının hakkını vermek hakikaten güç. Sadece Ali Artun ve Zeynep Yasa Yaman’a referanslarla yetinmek imkânsız.

Yazıda devam eden 80’, 90’ ve hatta 2000’li yıllara kadar getirilen kavramın izinin, resimde niye yine aynı yıllarda sürülmediği de şüpheli.

Ve ne güzel olur yine sürülse.

İstek parça değil. Hepimizden beklenti!

Belki de bize ödev. Dönem ödevi.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Tanıl Bora