Köşe Yazısı

A+ A-
Erhan Karaesmen

Bir özel ve güzel dönemin yadigârıydı

07 Temmuz 2017 Cuma

Şahika Turan geçen günlerde, yaşamının tam 100.yılını doldurduğu günde aramızdan ayrıldı. 1940’lardan bu yana üç çeyrek yüzyıllık sanat - kültür macerasının içinden süzülüp gelmiş çok değerli bir son temsilciydi.

[Haber görseli]Yakın dönemler Türk resim sanatının önde gelen temsilcilerinden ve Şekil Ötesi soyutlamanın dünyaca ünlü yaratıcılarından eşi Selim Turan ile birlikte Paris’e gidişlerinin üzerinden Altmış Yedi yıl geçti. 1950’lerin ve 60’ların Paris’ini çok dolu yaşadılar. Önemli dünya müzelerinin Şekil Ötesi Abstrait (None Figurative) koleksiyonlarında yer alan resimlerin müellifi Selim Turan’ın çok yoğun bir ürün verme dönemiydi. Benzersiz zekâsı ve alışılmışın çok ötesindeki mizah gücüyle çok tatlı bir anlatıcı olan Şahika Turan, o dönemleri çok dikkatle gözlemişti ve kalıcı izler bırakacak şekilde güzel anlatırdı. “Savaş belalarını atlatmış ve dünya kutuplaşmasına da henüz tam teslim olmamış bir Batı Avrupa’nın yeniden toparlanması dönemi yaşanıyordu. Paris kenti, bunun kültürel ve akılsal merkezini oluşturuyordu. Tüm dünyanın yetenekli insanları sanki oraya akın etmişlerdi. Selim, kendi ürünlerini üretirken bazı özel atölye ve resim okullarında yönetici yardımcılığı gibi biraz da para kazandırıcılığı olan işlerle de zamanını dolduruyordu. Ben daha şanslı çıkmıştım. O dönemin ve hatta belki de yirminci yüzyılın ilk üç çeyreğinin ressamı gözüyle bakılan büyük sanatçı Henri Matisse’in atölyesinde stajla karışık bir yardımcılık görevi üstlenmiştim. Matisse Usta, tekerlikli sandalyesinden artık hiç kımıldayamıyor ama özel duvar boyama fırçalarını oturduğu yerden kullanarak büyük boyutlu kompozisyonlar yapmaya devam ediyordu. Az konuşuyor ama bilgelik dolu açıklamalarla biz genç yardımcılarını yeni dünyalara taşıyordu. Bunların yanı sıra artık savaşlar, felaketler ve insanlığı kötüye yönlendiren düşünce ve eylem akımlarının olmayacağına inanmış coşkulu bir genç sanatçı ve kültür insanı kümesi, Paris sokaklarını dolduruyordu. Matisse Usta’nın bir benzeri olarak edebiyat ve düşünce alanının sol felsefeye yakın büyük isimleri, aydınlık arayan genç insanlarla sık sık bir araya gelebiliyordu. Saint Germain ve Montparnesse bulvarlarındaki entelektüel kafelerin oluşturduğu buluşma mekânlarında bir araya geliniyordu. Bu çerçevede, bizler de Jean Paul Sartre, Paul Eluard, Simone de Beauvoir gibi ünlü büyüklerimizle biz de bir araya gelebiliyorduk. Ancak sonraları bu bağlantıların acı bir faturası çıkarıldı bize. Solcu entelektüellerle yakın dostluk kurmanın Türk milliyetçilik varlığına olan zararları dolayısıyla şimdiki MİT’in geçmişteki karşılığı olan Milli Emniyet’in raporlaması ve bazı mesleki kişisel kıskançlıkların da devreye girmesi ile hakkımızda davalar açıldı. Bize karşı yapılan bu hamle, Selim’in Türk yurttaşlığından uzaklaştırılmasıyla amacına ulaşarak son buldu. Bu dramatik gelişmeye karşın Paris yıllarımız, Selim’in ulaştığı büyük şöhret dolayısıyla da dolu ve güzel geçti...”

Selim ve Şahika Turan ikilisini, bu satırların yazarı 1962 yılından bu yana çok yakından tanıma ve adeta manevi evlatlarıymış gibi yakınlarında olma onurunu yaşayarak geçirdi. Ailemizin ikinci kuşağı tarafından da, hep Selim Turan, “Selim Baba”; Şahika Turan, “Şahika Ana” olarak anıldı. Bu kadar yakın olan bizler için, Şahika Ana’nın ölümü büyük bir üzüntü kaynağıdır ama tüm sanat ve kültür dünyamız, taa 1940’ların toplumsal düşünce çıkışlı Yeniler Hareketi’nden Paris ekolü sanatsal etkinliklerine kadar pek çok olayın ve oluşumun yakın tanıklığını yapmış bir büyük kadının kaybının elemini taşımaktadır. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.