Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Philip Glass ve Adnan Çoker

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Nâzım’ın “Musikide şiir, resim, heykel, mimari ve şiirde resim musiki, heykel mimari falan filan vardır. Bunun aksini iddia etmek, bilgilerimiz arasındaki diyalektik bağı görmemek demektir” sözü beni bugünlerde bir kez daha düşündürdü. Geçen hafta Selim İleri’nin “Sona Ermek” başlıklı kitabındaki müziksel anlatımı irdelemiştim. Bu kez de resim-müzik etkileşimine değiniyorum.
20. yüzyıl başında Paris, bütün sanatların birbirinden etkilendiği bir başkent haline gelmişti. Empresyonizm, ekspresyonizm, fütürizm, noklasizm, folklorizm vb. gibi akımlar her sanat dalında etkin olmuştu.
Bizim de kendi sanat disiplininin dışına çıkan dünyaca ünlü sanatçılarımız var. Örneğin İlhan Usmanbaş (1921), Adnan Çoker (1927) gibi isimler. 1989’da Adnan Bey ile müzik-resim ilişkisi üstüne bir televizyon programı yapmıştım. Çoker’e İstanbul Festivali’ndeki Philip Glass’ın 11. Senfoni’sini dinlerken rastlamış ve bu çağdaşı üstüne fikirlerini sormuştum:
♦ Philip Glass’ın müziğini ilk kez ne zaman duydunuz?
Bir Paris seyahatim sırasında, Fnac’ta 6 Mayıs 1996’da satın aldığım “Akhnaten” adlı üç perdelik bir operasıyla tanıdım Philip Glass’ı.
 Onu zaman içinde takip ettiniz mi?
Hayır, sürekli takip etmedim ama sonradan metamorfozlardan oluşan “Solo Piano” gibi bazı eserlerini de aldım. [Haber görseli]
 Glass’ın müziğindeki yineleme özelliği sizin anlatımınıza benzer bir tekniğe koşut mu?
Evet, tabii. Glass’ın müziğinin sakin ve rahat icrası sırasında aniden yükselen ritmin coşkusu sizi daldığınız sükûnetten birdenbire ayırıp, yeniden farklı şeyler düşünmenizi sağlıyor. Bir bakıma sizi uyandırıyor. Benim resmimde de siyah zemine dalıp gitmişken, ortaya çıkan renkli formlar bu etkiyi yaratıyor. Böyle bir benzerlik kurulabilir.
 Festivalde Philp Glass’a ısmarlanan yeni senfoninin ilk seslendirisini dinledik. Müzik sanatında yeni bir yapıtın ilk icrasına tanık olmak resim sanatında hangi evreye koşuttur?
Bir serginin ilk açılış günüyle bağdaşabilir. Çünkü her ikisinde de uzun bir hazırlık, bir yaratı süreci geçirilmiş, bir emek harcanmış ve sonunda bir sunum yapılmaktadır.
 Siz uzun yıllar dünya sanatı kadar Türk sanatında da resimmüzik komşuluğunu irdelediniz. En çok etkilendiğiniz bu tür benzerlikler ne zaman yaşandı?
Şu anda dünya sanatı hakkında konuşamam ama 60’lı yıllarda Akademi’de öğretim üyesiyken “Müzik Eşliğinde Resim” gösterileri düzenlemiştim. Öğrencilerime bu konuda bir perspektif açmak istemiştim.
 Bu konseri nasıl değerlendirdiniz?
Philip Glass’ın 11. Senfoni’sini Aya İrini gibi muhteşem bir yapı içinde dinlemek, bir nostalji yaşamama sebep oldu. Sanatçının daha da gelişmiş olan yaratma gücü beni çok mutlu etti.

Tümü Evin İlyasoğlu - Son yazıları

Filarmoni Derneği yeniden 19 Eylül 2018 Çar
Genç müzikçilere fırsatlar 12 Eylül 2018 Çar
Leyla Gencer’in kraliçeleri 5 Eylül 2018 Çar