En Yeni (Şimdilik) Dünya Düzeni

02 Eylül 2008 Salı

Gürcistan, Güney Osetyaya saldırdı, Rusya Gürcistana girdi, yine her şey değişti, yine hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”. “Soğuk savaş sonrasının sonuna geldik”,Tarihin sonunun sonu”... Daha önce iki kez yeni dünya düzeni başlamıştı. Birincisi, 1991’de, I. Körfez Savaşının ardından, İkincisi, 11 Eylül 2001de terorizme karşı küresel savaş ile. Bu da üçüncüsü

‘Düzen’ ve ‘istikrarsızlık’

Bu düzensözcüğü, galiba, aslında yaşanacak istikrarsızlığın düzenine ilişkin. Her YDDyeni, farklı özellikler taşıyan bir istikrarsızlık döneminin başlamakta olduğunu haber veriyor.

Buyeni dünya düzenini açıklamaya yönelik, şimdilik, üç yaklaşım söz konusu. Halen en çok ilgi çeken yaklaşıma göre bir Yeni soğuk savaş (ABD ve Rusya rekabetine dayalı uluslararası bir kamplaşma) başlıyor. Benim de benimsediğim ikinci yaklaşıma göre, ABDnin tek kutuplu dünya projesi çöktü. Ancak, Rusyanın dünya ekonomisiyle ilişkilerinin yüksek düzeyi, Çin gibi büyük güçlerin varlığı, ABD ve Avrupa arasındaki çıkar farklılıkları, AB içindeki çatlaklar, küresel çapta, iki kutuplu bir bloklaşmaya açık değil. Gelişmeler, daha çok, 19. yüzyılın sonundaki güçler dengesi, emperyalist paylaşım savaşları ortamını anımsatıyor. Üçüncü yaklaşıma göre bugün artık önem kazanan bölgesel politik dengeler. Çin ve Hindistanın yükselişi, Irak işgalinin karşılaştığı zorlukların gösterdiği gibi, diyor bu yaklaşım, sorunları çözebilmek için bölgesel düşünmek, bölgesel oyuncuların (Avrupada Rusya ve AB, Ortadoğuda İran ve zengin Arap devletleri, Asyada Çin, Latin Amerikada Brezilya ve Venezüella) çıkarlarını gözetmek gerekiyor (The Independent, 28/08/08).

Küreselleşme sürecinin yaşadığı ekonomik (kredi krizi) kurumsal (Dünya Ticaret Örgütü) ve ideolojik (devlet müdahalesinin geri gelmesi) sorunlar da bu üçüncü yaklaşımı destekler nitelikte. Aslında, sanırım bu yaklaşımların üçü de belli ölçülerde açıklayıcı.

‘Glocal’

Uluslararası şirketlerin pazarlama stratejilerini yerel koşullara uydurma çabasını betimleyen glocal (hem küresel hem yerel) kavramı, Gürcistanda başlayan krizi düşünürken de bize yardımcı olabilir.

Global boyutu ya da en geniş bağlamı, kapitalist uygarlığın yaşamakta olduğu kriz sağlıyor. Krizin bir bileşeni, hidrokarbon kaynaklarının tükenmeye başladığına ilişkin gittikçe artan veriler. İkinci bileşeni egemen sermaye birikim modelinin yaşamakta olduğu mali kriz. Üçüncü bileşeni de, hegemonyacı gücün düzen sağlama ve liderlik kapasitesinin zayıflamaya devam etmesi oluşturuyor.

Bu koşullarda, ABDnin dış politika nomenklaturasında”, enerji kaynaklarının ve yollarının denetiminin acilen ele geçirilmesi gerektiğini savunan bir eğilim oluştu, Bu eğilim, Bush döneminde güçlendi (İyi bir özet için, Bkz: Belamy Foster, Monthly Review, Temmuz-Ağustos, 2008). Orta Asya ve Rusya petrol ve gazının Batıya ulaşım yollarının geçtiği bölgede yer alan Gürcistanda başlayan kriz bu bağlamda tam anlamıyla küresel bir olay”.

Ama Gürcistan krizi aynı zamanda, iki anlamda yerel bir kriz. Birincisi, küçük bir devletin (Gürcistan), bir bölgesel hegemonyacı devletin (Rusya) yanında, bir başka hegemonyacı güce (ABD) dayanarak yaşamaya çalışmasıyla ilgili. İkincisi de bölgede tarihsel köklere sahip, son yıllarda patlama noktasına gelmiş etnik çelişkilerle ilgili. Bu iki çelişki üzerinde kurulu bölgesel denge, bir taraftan büyük güçlerin hidrokarbon rekabetinin, diğer taraftan ABD dış politikasında giderek önem kazanan, etnik ayrılıkları destekleme eğiliminin getirdiği basınçlara dayanamadı ve çöktü. Çökünce de bölgedeki, Türkiye, İran gibi önemli yerel oyuncuları etkilemeye, önlerine yeni sorunlar, riskler, ama aynı zamanda yeni seçenekler koymaya başladı.

Ve son derecede patlayıcı

Sorunların ve çözümlerinin giderek yerel güçlerin inisiyatifine bağlı hale geldiğini Batının yerel güçlerin çıkarlarını göz önüne alan bir model geliştirmesi gerektiğini savunan yaklaşım, yukarıda değindiğim gibi, salt Kafkasya örneğine dayanmıyor. Bu yaklaşım Latin Amerikada, Brezilya, Venezüella gibi ülkelerin, Asyada Çinin, Afrikada Güney Afrikanın bölgesel sorunların çözümünde belirleyici hale gelmeye başladığına işaret ediyor. Burada da yine yerel olanın küreselle doğrudan ve oldukça da patlayıcı özellikler taşıyan bir bağlantısı var. Prof. Klarenin işaret ettiği gibi, soğuk savaş döneminde uluslararası jeopolitiğin fay hattı iki sisteminbirbirine değdiği noktalardan geçiyordu. Belli bir denge, hatta istikrar ortamı yaratan bu fay hattı soğuk savaştan sonra kayboldu. Yerinde enerji, su kaynaklarının, gıda havzalarının, değerli madenlerin bulunduğu noktalardan geçen, çok karmaşık bir çelişkiler, ilişkiler, aidiyet ve sadakatler ağı aldı.

Yükselen güçlerin, özellikle son yıllarda, tüm bu noktalarda, yerel güçlerin taşıdığı tarihsel çelişkileri de kullanarak rekabet ettiğini, birbirlerini dengelemeye çalıştığını, bu arada kendi müdahalelerine olanak sağlayacak, çatışmaları, hatta savaşları körüklemekten çekinmediklerini görüyoruz. Örneğin Büyük Ortadoğu ve Kafkasyada, ki artık bu iki coğrafyanın birleştiğini var sayabiliriz, Çin ve Hindistan Rusya ile ABD arasında, Batı, İrana karşı Çin ve Hindistan bir yanda, Rusya öbür yanda, Körfez ülkeleri de bir başka taraf olmak üzere, Rusya İranla Batı arasında, İranın Arap komşuları ABD hegemonyasıyla İranın basıncı arasında, bir seri dengeyi gözetmek durumunda. Bu yüzden, NATO Brüksel toplantısı, ABD ile ABnin bu bloklaşma senaryosu üzerinde anlaşamadıklarını gösteriyor. Rusya da Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısından eli boş dönüyor. Bu dünyanın daha Latin Amerika’sı, Uzakdoğu’su var

Şanghay Örgütünün toplantısında çekilen bir fotoğrafta, Medvedev donuk bir ifadeyle önüne bakarken, hemen arkasında, suratının ancak yarısını görebildiğimiz, Çinli bir diplomat neşeyle gülümsüyordu. O gün gazeteler, Çinin Irak petrollerini işletmek için 3 milyar dolarlık bir kontrat imzaladığını yazıyordu (Financial Times, 27/08). Bu resimdeki gülümseme adeta, ABD- Rusya çekişmesi içinde Çinin her yükselen hegemonya adayının hayali olan uzaktan dengelemeayrıcalığına sahip olmaya başladığını düşündürüyor, aynı zamanda da iki kutupludenklemin olanaksızlığını simgeliyordu.

Sonuç olarak, bugün,“iki kutuplu”, “soğuk savaşgibi, kampları belli, ittifakları sağlam bir dünya şekillenmiyor. Büyük güçler arasında giderek kızışan rekabette etnik ayrılıkçılıkları kışkırtarak rakibini zayıflatma stratejilerinin kolaylıkla demokratikleştirme fantezilerine sarılarak devreye sokulabildiği, küçük devletlerin büyüklerini hedef alan provokasyonlarda kolaylıkla harcanabildiği bir dünya söz konusu. Bu dünyada, topraklarındaki etnik sorunları çözemeyen, komşularıyla ittifaklarını sağlamlaştıramayan ülkelerin işi çok zor olacak. Dış politikada başkalarının satranç tahtasında piyon olmamak için, taleplere boyun eğmeden önce (aklıma Boğazlar geliyor burada) ülkede yaşayan vatandaşların refahını, güvenliğini göz önüne almak gerekiyor.

er­[email protected] http://er­gin­yil­di­zog­lu.blogs­pot.com