Aslı Aydıntaşbaş

Kabine değişikliği

20 Temmuz 2017 Perşembe

Dün, uzun süredir beklenen kabine değişikliği gerçekleşti. Ama televizyon kanallarına bakarsanız, “birbirinden değerli isimler” gitti, yerine “çok değerli isimler” geldi. Kim kimden daha değerli ve bu çok çok kıymetli insanlar neden oradan buraya atanıyor, neden bazıları çok değerli olmalarına rağmen bir anda kırmızı plakalı arabalardan indiriliyorlar... Hiçbir ipucu yok.
En azından televizyonlarda yok.
Saatler boyunca yorumcular ekranlarda isim okudu, gelen bakanın son görevini ve nereli olduğunu söyledi, arada “Urfa dengesi korundu”, “Bursa dengesi korundu” gibi anlamsız cümleler kurdu; ancak bu laf kalabalığı arasında bu kabine değişikliğinin ne olduğu tam olarak anlatılmadı.
Ben size kendi yorumlarımı aktarayım... Bu kabine değişikliği, 2019’dan sonra sunulması planlanan Başkanlık kabinesinin bir provasıdır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damgası daha da hissedilebilir yeni kabineye. Onun dışında dünkü ve bugünkü kabine arasında büyük bir ideolojik ya da üslup farkı yoktur.
Gidenleri iki gruba ayırıyorum. Birincisi, kabine içinde bazı konularda “daha makul”, “daha yumuşak” bir çizgi tutturmak gerektiğini söyleyen isimler.
Örneğin gazetecileri tutuklamanın iyi bir şey olmadığına inananlar. “Muhalif” değil de “mahcup” AKP’liler. Bunlar arasında Nabi Avcı, Tuğrul Türkeş, Veysi Kaynak ve (kabinede konumu değişen) Numan Kurtulmuş’u sayabiliriz. İkincisi mevcut görevinde yeterli performans göstermediği düşünülen isimler; ki gelin bu isimleri de saymayalım.
Kabineye yeni girenler çoğunlukla Cumhurbaşkanı’na yakın ve son bir yıl içinde Beştepe ile koordinasyon içinde olanlar. Örneğin referandumda oylanan anayasa değişikliğinin mimarlarından Abdülhamit Gül ya da TBMM’deki Erdoğan âşığı profillerden yeni spor bakanı Osman Aşkın Bak.
Aylardır yapılan tüm spekülasyonlara rağmen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun değişmemiş olması, dış politikada üslup ya da öncelikler açısından bir değişim olmayacağının bir işaretidir. Ben zaten beklemiyordum.
Hükümetin rengi ve istikameti açısından, kamuoyunda milliyetçi ve şahin politikalarla özdeşleşen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Enerji Bakanı Berat Albayrak ve (portföyü değişse de) Bekir Bozdağ’ın kabinede kalması, mevcut politikalardan sapma olmayacağı yönünde bir başla önemli işarettir. Bu 3 isim, Erdoğan yönetiminin ana omurgasını oluşturmaktadır.
Her ne kadar sermaye çevreleri, AKP elitlerini ve dış dünyanın saygısına mazhar olan Mehmet Şimşek kabinedeki yerini korumuş olsa da, başbakan yardımcılarının değişmesiyle Şimşek kabinede gittikçe daha yalnız kalmıştır.
Tarım Bakanlığı’na getirilen Eşref Fakıbaba, elinde sihirli değnek tutan son derece başarılı bir belediye başkanı olarak Urfa’nın çehresini değiştirmiştir. Zekice bir hamleyle tarım bakanı olarak atanması, teşvik, sübvansiyon ve tarım politikalarının 2019 belediye ve başkanlık seçimleri öncesinde iktidar için önemli bir güç kaynağı haline gelmesi demek.
Muhalefetin Fakıbaba’nın bakanlıkta ne yapacağını iyi incelemesi, ideolojik itirazlar yerine ciddi çalışılmış alternatif politikalar üretmesi ve bunu kamuoyuna anlatabilmesi gerekir. (Yeri gelmişken, muhalefetin sadece tarım değil, ulaştırma, sağlık ve dış politika alanlarında da “gölge bakan” uygulamasına geçmesi, 2019 yerel seçim başarısı için şarttır.)
Gelelim Ali Babacan şayiasına... Kabine değişikliği öncesi Babacan’ın yeniden kabineye gireceği dedikodusu sosyal medyada yayıldı. Bir an bile ihtimal vermedim. Ne Babacan, ne de Erdoğan açısından mümkün değil. Öncelikle, Babacan kabineden gideli beri ekonomi yönetiminde “paradigma değişikliği” yaşanmıştır. Daha kontrolsüz ve yüksek enflasyonlu bir büyüme modeli yönünde siyasi bir irade varken, ne Babacan dönmek ne de Cumhurbaşkanı kendisiyle çalışmak ister.
Keza “Dolmabahçe mutabakatı” denilen o tarihi toplantıya katılmış, çözüm sürecinin ana aktörleri olan ve Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma çağrısına vesile olmuş Yalçın Akdoğan ve Efkan Ala’nın kabineye gireceği yolundaki spekülasyonlara da gülüp geçtim.
Babacan, Ala ve Akdoğan’ın olduğu kabine, bambaşka bir Türkiye’ye aitti. Şimdi çok uzaklardayız.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaklaşan facia 6 Eylül 2018
Bu mu devlet aklı? 26 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları