Citius, Altius, Fortius

02 Eylül 2008 Salı

Olimpiyatların dört yılda bir tekrarlanan spor yarışmalarının çok ötesinde bir anlamı ve derinliği olduğu açıktır. Olimpiyatlarla ilgili olarak, ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel açılardan çok şey söylenebilir.

O noktaları veri alarak çok önemli bir noktanın altı çizilmelidir.

Olimpiyatlarda ülkemiz adına yarışan sporcuların aldığı sonuçlar, konuyla ilgili çevrelerce olduğu kadar Başbakan tarafından da yetersizbulundu. Bir adım daha atan Başbakan, bu konuda sorumluluğunkendisine ait olduğunu vurguladı. Diğer yetkililer de alınan sonuçları yetersiz buldular.

Olimpiyatlarda alınan sonuçlar karşısında Başbakanın ve diğer yetkili ve sorumluların sergilediği bu duyarlılığınolumlu sonuçlara dönüşmesi olanaklı mı ya da sağlanabilir mi?

Yanıtlanması gereken asıl sorubudur.

***

Olimpiyatlar bir kez daha kanıtladı ki, günümüzde sporda başarı, her şeyden önce bir toplumsal sorundur. Kuşkusuz yarışanlar bireylerdir. İster bireysel ister takım yarışlarında ya da karşılaşmalarında olsun, sporda yalnız ve ancak yeteneği disiplinli çalışma ile birleştiren bireysonuç alır. Bu olgu, sporda başarının toplumsal olduğu kuralını ya da gerçeğini değiştirmez. Büyük bir çölde çok az sayıda görülen çiçekler gibi birkaç sporcunun bireysel başarıları, yıllardır Türkiyenin yaşadığı gibi, küçük sevinçlerle büyük üzüntüleri bir araya getirir.

Olimpiyatları simgeleyen ve yazının başlığı olan Latince sözcükler, sırasıyla daha hızlı”, daha yüksekve daha güçlüanlamına geliyor.

Olimpiyat yarışmacılarından istenen bu ünlü üçlünün, tek bir ortak özelliğivar:İnsanın özgürleşmesi.

İnsanın özgürleşmesi, bu çerçevede, kesinlikle bir bütün olarak algılanmalıdır. Altyapısı aile, beslenme ve barınma; toplumsal çevre, eğitim ve kurumsal yapılanma olan olan özgürleşme, bireyin yalnızdüşünselanlamda değil, fiziksel olarak da özgürleşmesi anlamına gelir. İnsan önce düşünme ve bunu anlatma özgürlüğüyle vardır; ancak, insanı özgür insan yapan yalnızca bu değildir; kendi bedenini istediği gibi özgür tutması, örneğin giyim kuşamı konusunda birilerinin baskısıyla değil, kendi özgür istenciyle karar vermesi, çok büyük bir önem taşır.

Başbakanın bütün hızıve gücüylebağnazlıkla yürüttüğü türban dayatmasının olimpiyat bağlamında yarattığı ve yaratacağı çok olumsuz, giderek yıkıcı sonuçlar, toplum tarafından doğru değerlendirilmelidir.

Müslüman Arap bilginlerinin bile daha 19. yüzyılda gözlemlediği ve örneğin en son olimpiyatlarda nüfusu Müslüman olan ülkelerden katılan kadın sporcuların çok az olmasının kanıtladığı gibi, türban, kadının fiziksel ve ruhsal gelişmesiniengellemektedir. Türban esas olarak erkek baskısının bir sonucudur. Yüzmeden tenise, yüksek atlamadan disk atmaya kadar hemen tüm spor dallarında, türbanlı olanların başarı olasılığı bulunmadığı çok açıktır.

Başbakanın olimpiyatlar bağlamında sorumluluğu, Türkiyenin ulaştığı madalya sayısının azlığı değildir. Başbakan, asıl iş edindiği türban dayatmasının, diğerleri yanında, sporda da yaratacağı olumsuz sonuçlardan sorumludur.

Eğer gelecek olimpiyatlarda başarı isteniyorsa, atılacak ilk adımBaşbakanın türban bağnazlığından kendini kurtarmasıdır.

Ancak bu yapıldıktan sonradır ki sporun, rant dağıtımı olmaktan çıkarılarak toplumsallaşmasının sağlanması; yurtdışından getirtilecek yerde spor eğitimi verecek eğiticilerin yetiştirilmesi ve bu işin kurumlaşması; amatör sporcuların sonuna kadar desteklenmesi ve bu alanın kurumsalolarak güçlenmesi ve kız-erkek ayrımı yapmadanbu ülkenin tüm çocuklarınınspor alanındaki gizilgüçlerinin, yani potansiyellerinin ortaya çıkarılması ve yeteneklerinin daha yükseğeulaştırılması bundan sonra atılması gereken ikinci, üçüncü... adımlardır. Yoksa bu toplum daha çok olimpiyat yası tutar!

[email protected]