Meriç Velidedeoğlu

Başlık ne olsun ki?

21 Temmuz 2017 Cuma

Bu yılın ilk “altı” ayında, Temmuzun başlarına dek, “191” günde “226 kadın” öldürülmüş.
Bilindiği üzere, bu sayı yalnızca açığa çıkanlara ait; aile içi mahkemeyle ölüme mahkûm edilip, baba, ağabey gibi en yakınlarınca öldürülenlerin çok daha fazla olmasından söz edilir hep.
Olay, “insanlık dışı” olarak dile getirildiğinde, çağdaş bilim adamı “Jacques Monod”ın; “günümüzde hayvan türleri içinde, belirli ırk ve topluluklarda ‘tür içi’ savaş (öldürme) bilinmez” saptaması karşımıza çıkar.
“Nobel Ödülü” sahibi bu bilim adamı, örneğin, “bir fil sürüsündeki bir filin, yine bir fil tarafından öldürülmesi” gibi bir duruma çok az rastlanılacağına değinir, dolaysiyle, öldürmelerin yüzlerce olduğundan söz etmez, bu konudaki ünlü, “Rastlantı ve Zorunluk” adlı kitabında.
Ne ki öldürülenlerin, ya da çoğunluğunun hep “dişi”ler olduğuna hiç değinmez. Demek, hayvan topluluklarında çok az da olsa rastlanan “tür içi” öldürmelerde, “seçmeli bir durum” -pek de- söz konusu değil; öyle anlaşılıyor...
Peki, ülkemizdeki bu durumu, kadınların bu oranda, bu sayıda öldürülmesini, J. Monod duysaydı ne derdi acaba?
Öte yanda, tam bir “şeriat” yönetiminin geçerli olduğu ülkelerdeki toplumsal yaşamın her kesitinde, her soluğunda yaşanan, “kadın-erkek eşitsizliği”nin, erkek kullara sağladığı üstünlüğün, “kadınları öldürme” hakkı olarak -kimi Afrika kabileleri dışında- artık pek kullanılmadığı bilinir.
Nüfusunun, “yüzde 99”undan fazlası Müslüman olan ülkemizin Anayasasında, “laik, çağdaş bir hukuk devleti” olduğu yazılı olsa da, kadınların dinsel kaynaklı bu “ikincil durumu”, yüzyıllar boyunca, “şeriat şemsiyesi” altında gelenekselleşip iyice köktenleşerek, günümüzde de sürdürüldüğü pek de yadsınamaz.
Dolaysiyle, gerek “AKP”nin, gerekse iktidarının ve de devletin başındakinin, kimi Batı ülkelerinin yönetimlerinde yer alan “kadın” bakanların, bu “ikincil” durumu hiç dikkate alınmayarak görevlendirilmesine pek “şaşırmış”, şaşkınlığını da gizleyememişti, Fransa’nın “kadın” Savunma Bakanı ile tanıştırıldığında...
Bilmem anımsanır mı?
Ne var ki bu kez de, bu “şaşkınlık” araya girip bir ayraç açtırdı; şöyle, günümüzde bir “Cumhurbaşkanı”nın ya da “Devlet Başkanı”nın, “konumunun gerektiği ‘entelektüel kapasite’nin öneminin de söz konusu edildiği unutulmamalı!” deniyor... Katılmamak olanaksız; hele “bakanlık görevi”nin “anlamı” düşünüldüğünde...
Evet, hep olduğu gibi ayracı kapatıp konumuza dönersek, ülkemizde siyasette de, kadının bu ikincildurumunun sürdürüldüğünün değişik, yeni bir örneğine değinelim diyorum.
“TBMM”nin Başkanı İsmail Kahraman’ın, Ramazan ayında, “İş Dünyası Vakfı’’nın verdiği iftar yemeğindeki sohbet sırasında, “İstanbul Milletvekili Meral Akşener”i, “Meral Kılıçdaroğlu” diyerek “rahatlıkla” anmasının temelinde, kadının bu “ikincil” durumunun ne denli benimsenip, yerleştiğini görmemek olanaksız.
Kuşkusuz, Kahraman’ın bu tutumuna, Akşener haklı olarak sert bir yanıt verdi. Nasıl vermesin ki, üstelik Meclis Başkanı’nın bu sertliğe verdiği yanıtta:
“Yemek sonrasında, ayaküstü birkaç kişiyle yapılan konuşma sırasında söylediğini”, bir bakıma “ne olacak canım?” havasında ortaya koyması da kadını “ikinci sınıf” olarak görmesinin dört dörtlük bir örneğiydi...
Ayrıca “Kahraman”ın, “Meral Kılıçdaroğlu” söyleminin “siyasi görüşlerin müşterekliğini ifade eden bir ‘teşbih’ olarak” belirtmesini de, Akşener’in, “bu teşbihlerin neden kadınlar bahis mevzu olduğu zaman yapıldığını, kadına bakışın bir yansıması” olarak dile getirmesi de, bu “Kahraman”ın, kadını “ikinci sınıf” olarak algılamasını ortaya koyar.
Değerli dostlar, Sn. Meclis Başkanı’nın tutumu, sözleri, “ortaçağ”da kadın konusundaki görüşü ve söylemleri anımsattı bana; ne dersiniz?
Katılır mısınız?  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları