Köşe Yazısı

A+ A-

Almanya ile gerginlik nereye varabilir?

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
23 Temmuz 2017 Pazar

Hemen hemen iki yıldır gündemin ön konuları arasında olan, özellikle de FETÖ darbe girişiminden sonra yoğunlaşan Almanya ile gerilim tırmandı.
Almanya, Türkiye’nin duyarlı olduğu tüm konularda duyarsızdır.
Mesela PKK’nin Almanya’da istediği gibi fink atması... Türkiye’ye karşı saldırılarında pek çok konuda lojistik destek edinmesi. Para, adam, propaganda... Bunların hepsi Alman makamlarının gözü önünde gerçekleşiyor ve sonuçta Türkiye’nin canı yanıyor.
Bu yıllardır böyle ve diyelim ki Türkiye artık bunu kanıksadı.
Şimdi de Berlin’in FETÖ’ye desteği veya umursamazlığı geldi.
Pek çok FETÖ elemanı, asker - sivil, bu ülkeye sığındı. Aralarında doğrudan darbe eylemine kalkışan kimse var mı, bilmiyorum. Ama, FETÖ örgütü bu ülkede faaliyetini sürdürüyor.
Üstüne üstlük, Almanya resmi olarak -hükümetinin arkasına takılmış medyası dahil-, FETÖ’nün darbe girişiminde bulunduğuna inanmak istemiyor. Bu “inanmak istememek” siyasi bir tutum.

Almanlara sunulan gerekçe
Şüphesiz, iktidarın Türkiye’yi hukuk ve kanun devletinden bile uzaklaştıran uygulamaları, Almanya ve Batı’nın bu siyasi tutumunu kolaylaştırıcı ve meşrulaştırıcı rol oynamakta.
İktidarın demokrasi, hukuk devleti, medya özgürlüğü, anayasal ve insan hakları konularında vurdumduymazlığı, “bizi böyle kabul edeceksiniz” dayatması da, Avrupa’nın evet diyeceği bir şey değil.
Şüphesiz AB’nin çifte standart politikası, “büyük devlet” dayatması da kabul edilebilir değil.
Mülteciler anlaşmasında vaat ettikleri 3 milyar doları bile vermedikleri gibi, “AB üyeliği hayali görmeyin” tutumları, Kıbrıs konusunda ikiyüzlülükleri vb., Ankara’nın bildiğini okuması koşullarını yarattı.

Hodri meydan!
Gelinen noktada Ankara’nın politikası şu:
Sen FETÖ’cü subayları vermiyor musun... PKK’nin açık faaliyetlerine göz mü yumuyorsun, buradan kaçanlara her türlü desteği mi veriyorsun... ben de misliyle karşılık verir, gazetecilerini ve insan hakları savunucularını teröre destek verdikleri ve casusluk faaliyetlerinde bulundukları suçlamasıyla tutuklarım.. Hodri meydan.”
Düşünüyorum da, Almanya geçmişte de, mesela 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri sırasında Almanya’ya kaçanları da iade etmemiştir. Ama bugünkü gibi iade talebi olduğunu hiç anımsamıyorum.
Zaten 12 Mart ve 12 Eylül darbeci faşistlerinin kaçanları geri isteme yüzü olamazdı. Almanya’nın da sığınanları diktatörlere geri vermemek için vicdani ve yasal nedenleri vardı. Dahası Alman makamlarının, geçmişteki askeri darbeler sırasında ülkesine sığınmak isteyenlere önemli kolaylıklar sağladığına tanığım.

Ekonomi silahı
Şimdi Almanlar, ekonomi silahını çekti. Yeni yatırım yapmayın, turistlere gitmeyin vs. demeye başladı. En çok mal sattığımız 1 No’lu ülke olan Almanya ile ekonomik ilişkiler ne kadar sarsıntıya uğrar bilinmez. Ama Türkiye’ye etkisi fazla olur.
Düşünsenize, milli gelirinizin yarısından fazlasının (420 milyar dolar!) dış borca dayalı olduğu bir ülkesiniz!
Almanlar devletlerine epey kulak verir. En azından yeni yatırım durur. Turist en az gelir. Pek çok ekonomik ilişki iptal yaşar. İstediğini satın alamazsın!
Eğer bu gerilim ilerlerse şüphesiz ki Türkiye zarara uğrayacaktır.

‘Hasbelkader zengin!’
Cumhurbaşkanı, “Almanya kendine çekidüzen versin.. hasbelkader zengin oldu” sözlerinin gerçeği dile getirmediğini, içi boş siyasi polemik yaptığını umarım biliyordur.
Yoksa komik olur. Derler ki, şu sıra sıra bindiğiniz ve asla vazgeçemediğiniz son model zırhlı Mercedeslerinize bakın önce!
Sanayi 4.0’ı dünyaya dayatan, dünyanın ihracat şampiyonu, bilimde dünyanın önde gelenlerinden, organizasyon gücü çok yüksek, iktidarda boş ve göz boyayıcı iş değil gerekeni yapan ve sorun çözen, büyük dehalar çıkartan bir ülkeden bahsediyoruz.

‘Batı’ya karşı savunma’
Gerilim sürerse Ankara’nın tek yapabileceği, siyasi askeri kamp değiştirme tehditleridir...
Zaten, Rus hava savunma sistemi satın almanın imza aşamasına gelmesi de, bu yolda atılmış en ciddi adımdır.
Batı, “Türkiye bizden kopamaz” diye düşünebilir.
Ama bu savunma sisteminin aynı zamanda “Batı’ya karşı” siyasi ve askeri bir yönü olduğunu görmeyecek kadar da aptal değildir..