Adnan Menderes: İdam sehpasındaki kaleci...

09 Ağustos 2009 Pazar

O kadarının kontrol edenler tarafından görmemezlikten gelindiğini bildiği mektup şöyledir: “Berinim: Dün mektup alamadım; bir gün bile mektupsuz kalmak ne kadar mahzun ediyor; hasretim ne derecelerde... Mektuplarından başka neyim, senden, sizden başka kimim var ki.. Yüksel geldikten sonra mektup almadım senden, yalnız tel almıştım. Yüksel nasıl, beraber nasılsınız, öğrenmek istiyorum, mektuplarını ayrıca bunun için de pek sabırsızlıkla bekliyorum; inşallah bugün alırım. Yüksel de yazsın. Zihnim duracak kadar her an sizinle, seninle meşgul; hepinizi binlerce öperim yavrum Berinim.”

Berin Hanım, kocasının mektuplarındaki anlatımı beğenmemektedir. Her gün aldığı mektupları okurken, yazılar yazmış, kalemi güçlü olan annesi Raziye Hanım’ı anarak, oğluna şunları söyler: “Ah! Annem olacaktı ki! O kim bilir neler yerleştirirdi bu mektuplara, üstü açık, üstü örtülü...”

Duyguların, acıların, özlemlerin anlatımının elli sözcükle sınırlandırıldığı mektuplar, içinde sadece yatağın olduğu bir odada yazılmaktadır. Oda bir hapishaneye, hapishane de bir adaya tutsaktır... Adnan Menderes’tir, Yassıada’da yazdığı mektuplardaki sözcükleri sayan adamın adı!

Menderes’in idam edildiği 17 Eylül 1961 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri, astronot John Glenn’i, uzaya göndermeye hazırlanmaktadır. Ay’a adım atma yarışı Ruslar ve Amerikalılar arasında hız kazanırken, Türkiye’de, Başbakan’ın ayağının altından tabure çekilecektir... Ve ne gariptir ki, Adnan Menderes, cellat ipi boynuna geçirmeden önce, ayağından asılmıştır!

Demokrat Parti Sakarya Milletvekili Rifat Kadızade, Adnan Menderes’in enkazın içinde baş aşağı asılı kaldığını görünce yanına koşar hemen... Kadızade, Başbakan’ın sıkışan ayağını kurtardıktan sonra, Şefik Fenmen’in de yardımıyla, uçaktan kopan ve ters dönen kuyruk kısmından dışarı çıkarır.

Düşen, Türk Havayolları’na ait, Viscount tipi “Sev” adlı uçaktır. Başbakan ve heyeti, 17 Şubat 1959’da, bağımsız Kıbrıs devletini kuracak olan antlaşmayı imzalamak için Londra’ya gitmek üzere İstanbul’dan havalanırlar. Yolculuğun daha başında Londra’da havanın kapalı olduğu haberi gelir. Paris’e inmek planlanır ama Londra’nın 40 kilometre güneyindeki Gatwick Havaalanı’nın inişe elverişli olduğu öğrenilir. Kaptan Münir Özbek bunun üzerine uçağın burnunu Londra’ya çevirir...

Akşam 19.00’da, Sev uçağı, saklambaç oyununda gizlendiği pencere tülüne dolanan bir çocuk gibi sisten kurtulmak, havaalanına inmek için alçalmaktadır... Yolcular, çam ağaçlarına çok yakın olduklarını anladıklarında, her şey için çok geçtir... Şefik Fenmen, kaza anını yıllar sonra şöyle anlatacaktır: “Kemerlerimiz takılmıştı. Dışarıda hava alacakaranlıktı. Uçak havada devamlı dönüşler yapıyor, fakat inişe geçemiyordu. Etrafımızı kalın, koyu gri renkte bir sis tabakası sarmıştı. Sonunda inişe geçtiğimiz anlaşılıyordu. Uçakta sessiz bir bekleyiş vardı. Bir anda büyük bir gürültüyle kendimi uçağın enkazı altında yerde buldum. Etrafımda küçük alevler yanıyordu. Önümde Melih Esenbel’in bir gündüz ışığına doğru süzüldüğünü gördüm ve ona yardım etmeye koyuldum. Kısa sürede kendimizi dışarı atmayı başardık.”

Uçağın enkazına ilk ulaşan, kaza yerine yakın bir çiftlikte oturan Bailey ailesi olur. Elizabeth Bailey’in eski bir hemşire olması hayattaki yolcular için ikinci bir şans olsa da, ambulanslar olay yerine iki saat sonra gelebilecektir.

Bailey ailesinin altı yaşındaki kızları Margareth yaşadıklarını hiç unutamaz: “Önce uzaktan bir ses duyduk, sonra bir sürtme sesi ve patlama... Hepimiz pencerelere koştuk. Sisten hiçbir şey göremiyorduk, ama çok büyük bir terslik olduğunun farkındaydık. Babam bir balta alıp anneme ‘Hadi gidiyoruz’ dedi. Arabaya bindiler ve kaza yerine gittiler. Annem arabayla biraz uzakta bekledi, babam uçağın yanına gitti. Yardım etmeye çalışıyordu. O sırada orada bekleyen annem ormanın içinde bir adamla karşılaştı. Şok halindeki bu adam Adnan Menderes’ti. Annem onu hemen arabaya alıp eve götürdü, pansuman yaptı. Yaraları temizledi, ambülans çağırdı. Menderes şok halinde olduğu için konuşamıyordu.”

Margareth, yıllar sonra bir Türk doktorla evlenecek ve Adnan Menderes’in gençliğinde Altay Spor’un kaleciliğini yaptığı İzmir’e yerleşecektir.

Futbol kalesi de üç direkle kurulur, idam sehpası da...

Kaybedilen bir maçın suçlusu bellidir: Kaleci... Hakem bitiş düdüğünü çalınca, tribündeki bakışlar daha ceza alanından dışarı çıkmadan idam ederler, sırtında “1” numaralı formayı taşıyan oyuncuyu...

Ne trajedidir ki, Adnan Menderes, “1” numaralı adam olarak, hayatında bir kalecinin de, bir siyasetçinin de en kötü ve en hüzünlü anlarını yaşamıştır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları