Köşe Yazısı

A+ A-

İnsanlığı, düşünmeye cesaret edenler farklılaştırdı

30 Temmuz 2017 Pazar

Önce 7 Cumhuriyet çalışanı arkadaşımızın özgürlüğüne kavuşmasının buruk sevincine ortak olayım. “Daha nereye kadar tutabilirsiniz içeride..” diye sormuştum, anladım ki vicdan, adalet, hukuk denen karmaşık şey yığınının iki ucu açık.. bir ucu taş atsan ses gelmeyecek dipsiz kuyu... Kadri Gürsel’i, deli dolu Ahmet Şık’ı; Atalay ve Sabuncu’yu işte bu dipsiz siyasi vicdan içeride tuttu. Bunun müsebbiplerini, vitrindeki karar sahiplerinde değil, sarayın yargı - hukuk ile ilgili mahfillerinde arayın.
Karar, şüphesiz ki vitrindekilerin, Çağlayan’daki adliye binasına her girişlerinde gördükleri sağlı sollu, kılıçlı terazili gözü bağlı “adalet heykelleri”nde temsil edilen vicdan ve ruhu da yerin dibine batıran cinsten. O heykellerin şeklen ve içi boş olarak oraya konduklarının kanıtını yaşıyoruz durmadan. Belki de onları hiç görmüyorlar bile.
İnsanların bu kararlarıyla nasıl uyuyabildikleri ise psikoloji konusu. Tüm adalet mekanizmasında “yoğun kişisel ruhsal bozukluklar” yaşandığı da bir gerçek. Fakat bu durum hiçbirinin masumiyetinin karinesi olamayacaktır.
Hiç şüphesiz ki gün gelecek devran dönecek ve o adalet heykellerinin gözleri, ortalıkta olan biteni görmek için açılacak...

***

Hey bilimciler, tümünüz tapınaktasınız!
Sizin Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız, hepsi bir araya gelseler de bir sinek bile yaratamazlar..” Bu cümleyi bir yazının başına koyunca, demektir ki gerisi boş zevzekliktir.
Elde Kuran sallanınca “hey!” diye, Muaviye askerlerinin mızraklarının uçlarına Kuran sayfalarını geçirerek Hz. Ali askerlerine saldırdığı kanlı savaş aklıma geldi! (1500 yıldır süren, yorum adına birbirini yiyenlerin, veya birbirlerini yedirenlerin dünyası!) Tartışmanın sonu.
İnançla bilim ve akıl mücadele etmez zaten. İlki insanın yarattığı kökten inancı, diğeri ise yine insanın evreni bizzat gerçek boyutlarıyla anlamak için, düşünmeye cesaret ederek, ve bu uğurda çarpışarak ve ölerek geliştirdiği yöntem ve elde ettikleri.. değiştiren, inşa eden ve canlılar yaratan... Yani insanı diğer yaratıklardan kesin ayran, esas insanı insan yapan eylemler bütünü.
İnsanoğlu düşünmeye cesaret etmeseydi, içinden çıkan olağanüstü akıllar ve kolektif bilinçler sayesinde ayrıcalığını koymasaydı, doğanın sıradan yaratıklarından farkı olmazdı. Her yaratık gibi, kendi döngüsü içinde yaşayıp giderdi. Nitekim büyük çoğunluk öyle yaşıyor.
Düşünmeye ve eyleme cesaret ederek, bu sıradanlığı yıktılar, o “bilim budalalığı”na kapılanlar!
Karşıt konumdakiler de mızraklarının üzerine ayetleri, inançları geçirerek, kendilerine bir büyük kalkan yaratırlar, bilimin yüzyıllardır inşa ettiği zekâ zincirini tanımadığını ilan ederler.
Düşünmeye cesaret etmenin ve bunun gereğini yapmanın zorluğunu anlıyorum. Bir yandan, yaratılan mahlukatın en eşreflisi olmak, yani sahipli statülü olmak, güvenli bir konumdur. Geleceği de bellidir, ebedi âlemde asla ölmeyecek bir statü. Kolay terk edilecek bir durum değil...
Öyle mi, yoksa bu yeni fırsat yaratıcılığı mı?!

‘Bilim budalalığı’
Bir okurum anımsattı ve baktım: “Bilim budalalığı” yazısından haberim olsaydı, “neyi tartışacağım” derdim. Bilim “dayatmacı bir anlayış.. Bir pozitivist budalalığı.. Evrim teorisi de, adından da anlaşılacağı gibi bir ‘teori’, yani varsayım”...
İslamın da bir no’lu düşmanı Evangelist köktendincilerin bilime - düşünceye karşı dünyaya ihraç ettiği “Kreatonistler” üniversitelerimizde dönemin ruhuna uygun verimli bir toprakta yeşerip boy atıyorlar. Evrime “ayetli” saldırı, dönemin ruhunun bağrına basacağı bir basamak.
Düşünsenize, birisi Cumhuriyet gazetesinde ayetli yazılar yazıyor, hem “profesör” hem de bilime ve evrime saldırıyor. Bu ne bulunmaz bir nimet ekranlar için! Tam da yeni gelir kapılarını açacak, kişi etrafında bir gündem yarattıracak bir manzara...
O ayet inançtan mı, yoksa bir maymuncuk mu... Merak işte!

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ahmet Şık