Türkiye’nin ‘Arı Diplomasisi’!

03 Eylül 2008 Çarşamba

İran Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinejadın ziyaretinden sonra diplomasinin başkenti Ankaradan İstanbula taşındı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan, sorunlu ülkenin Dışişleri Bakanı Bayan Ekaterine Tkeşelaşvili ile pazar günü İstanbulda görüştü. Konuğun karşıtı Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ile de bugün yine İstanbulda görüşecek.

Basının diplomasi trafiği için taktığı bazı deyimler vardır. Örneğin bir dışişleri bakanı sorunlu iki başkent arasında gidip geliyorsa buna mekik diplomasisi ya da kırmızı hattan yararlanıyorsa telefon diplomasisi denilir. Son günlerde Türkiyenin, Kafkaslar için izlediği İstanbul odaklı trafiğe arı diplomasisi diyebiliriz.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu hedefini gerçekleştirmek amacı ile Moskova, Tiflis, Bakûya gitti. Erivana da bir ileti gönderdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, tıpkı ABD-Çin arasındaki ilişkiyi kuran masa tenisi diplomasisi gibi, Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyanın daveti üzerine cumartesi günü futbol diplomasisi için Erivana gidecek. SSCB dağıldığında ortaya çıkan Ermenistan Cumhuriyetini ilk tanıyan ülkenin, komşusu Türkiye olduğu, ayrıca Erivanın İstanbuldaki Karadeniz Ekonomik İşbirliğinde temsilcisinin bulunduğu da unutulmamalıdır.

Dünkü gazetelerden, yalnızca Cumhuriyetin 1 Eylül Dünya Barış Gününe yer vermesinden esinlenen Erdoğan da Türk ve dünya kamuoyuna barış günü için bir açıklama yapma gereğini duydu. Erdoğanın başlattığı Kafkaslarda platform girişimi iyi bir gelişme gösterebilirdi. Gülün Erivana gidişi bu hedefin bir olumlu göstergesi olabilir, hatta sınırları kapalı iki komşu arasında buzların daha hızlı erimesine yol açabilirdi.

Ancak, Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvilinin büyük hatasından sonra Rus tanklarının boy gösterdiği Gürcistandaki Abhazya ve Osetyanın bağımsızlığının tartışıldığı, NATO savaş gemilerinin Karadenizin dalgalı sularında demirlediği, Montrö Sözleşmesinin değiştirilmesi niyetlerinin açıkça vurgulandığı bir ortamda platform bir hayale, bir ütopyaya dönüşüyor.

Belirttiğimiz bu ziyaretlere ek olarak, Türkiyenin uyguladığı yönteme arı diplomasisi denilmesinin nedeni, Babacanın ayrıca ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç, Finlandiya dışişleri bakanlarının yanı sıra dün Brükselde toplanan AB ileri gelenleri ve NATO Genel Sekreteri ile telefonla yaptığı çok yönlü yoğun görüşmelerdir.

Balkanlarda sorun olur, Türkiye işin içindedir. Ortadoğuda sorun olur ,Türkiye istemese de içindedir. Son aylarda Suriye-İsrail arasında kolaylaştırıcı rolünü oynaması bundandır. Yarın İran ile ABD ya da İsrail arasında bir sorun olsa yine Türkiye ister istemez işin içinde olacaktır. Şimdi Türkiye ne güvenilir bir komşu olduğunu yaygın arı diplomasisi ile kanıtlamaya çalışıyor. Belki yapılması gereken de bu

Ancak, Türkiyenin dış ticaretinde ve turizminde bir numaralı ülke olan Rusya ile ekonomik ilişkilerde tam bugünlerde sözü edilen misillemenin faturası, doğalgazı kesildiği için kışı soğukta geçirmek zorunda kalacak Türk halkına ödetilmemelidir.

Bu nedenle Lavrov ile Babacanın İstanbulda bugün yapacakları görüşme kısa vadede bu açıdan, hatta Dolmabahçeden pencereye baktıklarında tesadüfen de olsa yeni NATO gemilerinin Karadenize geçişlerini görmelerinden de önemli olacaktır.

Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanım!

Genelkurmay Başkanlığında görev devri töreninde Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıçın protokol sıralamasında dışlanması öne çıktı. Önceleri, yeni Genelkurmay Başkanının yanında oturtulan Anayasa Mahkemesi Başkanına bu kez emekli Genelkurmay Başkanı, eski KKTC Cumhurbaşkanı ve eski TBMM Başkanından sonra yer gösterilmişti. Kılıç, görevlilere bir hata olup olmadığını sormuş, “koltukta adının yazılı olduğu söylenmekle yetinilmişti. Kılıç, 30 Ağustos törenine bu olayı kınama amacıyla katılmadı.

Askerler oldum olası kurallara çok dikkat ederler. Örneğin, törenin yapıldığı salona girişlerin hangi saatte yapılacağı davetlilere önceden bildirilmiş, öngörülen an kapı kapatılmış, bir dakika geç gelen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bile içeriye alınmamıştı. Ertesi günü Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, telefonla Baykaldan özür dilemiş, Kılıça özür için telefon etmemişti. Bir başka örnek Devlet protokolünün uygulandığı törenlere türbanlı eşler çağrılmadılar. Askerler, protokolde titizdirler! İsterse Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Anayasa Mahkemesinin Başkanının eşi dahi olsalar

Askerler AKPnin kapatılma davasında tek hayır oyunu kullanan Kılıça protokol düzeyinde dolaylı bir tepki göstermişlerdi. Yeni Başkan Orgeneral İlker Başbuğun konuşmasının ağırlığını Atatürk ilkeleri oluşturmuş, laiklik ilkesine tam bir sayfa olarak en geniş biçimde yer vermişti. Kılıç olayının öne geçmesinden dolayı dikkatlerden kaçan konuşmanın bu bölümüne aynen yer veriyoruz: Konuşmasında sıkça Sayın Cumhurbaşkanım diyen Başbuğun laiklik bağlantılı sözlerine de aynı hitapla şöyle başlamıştı: (Tabii, buraya okurlarımız isterlerse Sayın Başbakanım, Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanım! hitaplarını da rahatlıkla ekleyebilirler Böylece, protokol hatası denilen olay ile konuşmanın bütünleştiği daha rahat algılanabilir…)

Sayın Cumhurbaşkanım;Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu nitelikler, Cumhuriyetin değiştirilemez temel niteliklerini oluşturmaktadır. Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesinin temel direklerinden biri olup, Türkiye Cumhuriyetini oluşturan tüm değerlerin de temel taşıdır. Laikliğin işlevsel tanımı; anayasanın başlangıç ile 24üncü ve 174üncü maddelerinde yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin, anayasayı resmen yorumlamaya yetkili tek organ olarak, laikliğe ilişkin yapmış olduğu yorumlar, laikliğin anlamının ortaya konulmasında vazgeçilmez kaynaktır. Laikliğin ne anlama geldiğini ifade ederken çokça yapılan hata, laikliğin ne anlama geldiğine ilişkin düşüncelere bir bütün olarak bakılmamasıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşu; anayasanın 24üncü maddesinde açıkça ifade edilen Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez veya kötüye kullanamazilkesine herkesin sıkı sıkıya bağlı kalması, dinin veya dini duyguların, dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmemesidir. Şu konuyu da açıkça ifade etmek isterim ki askerlik mesleği, moral değerlere önem veren mesleklerin başında gelmektedir. Elbette bireysel moral değerler açısından din de bir unsurdur. ATATÜRK; 10uncu Yıl Nutkunda bizlere şu hedefi vermiştir: Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkaracağız.Ona göre ulusal kültürün çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkartılması, Türk halkının bütün anlam ve görüşleriyle medeni bir toplum haline dönüştürülmesi demektir. Buna karşılık bugün, toplumun bir kesimi, yeni bir kültürel kimliğin, yaşam tarzının oluşumunda dini düşüncelere büyük bir ağırlık verildiğini düşünmekte ve gelişmelerden büyük bir endişe duymaktadır. Bu endişe ciddiye alınmalıdır. Çoğulcu demokrasi anlayışı çerçevesinde, toplumsal huzur için bu zorunludur. Cumhuriyetin diğer temel niteliği ise demokrasidir. Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiye ve demokratik kurallara karşı saygılıdır. Demokrasi temel hak ve özgürlüklerin çoğunluğa karşı da güvencede olduğu bir rejimdir. Bu nedenle, demokratik yaşamda çoğulculuk esas olmalıdır. Laiklik ilkesinin demokrasi ile çatıştığını iddia etmek de sağlam bir temele dayanmamaktadır. Aksine, laik düzen Türk demokrasisinin gelişmesinde ana itici gücü oluşturmuştur. Etrafımızdaki bazı ülkelere bakılırsa bu gerçek görülebilir. Prof. John Espositonun ifade ettiği gibi, demokrasinin aşırı şekilde popüler amaçlara yönlendirilmesi de, laik düzenin aleyhine sonuçlar doğurabilir’.

Elmek: [email protected]\t

Faks: 0312. 442 79 90