Adnan Binyazar

Nasıl Bir Eğitim?

03 Eylül 2008 Çarşamba

Tanzimattan bu yana Türkiyede en çok tartışılan konulardan biri eğitim olmuştur. Ülkede her siyasal dönüşümde, iktidarlar kendi amaçlarına uygun insan yetiştirmeye kalktıklarından, eğitim sorunu güncelliğini yitirmemiştir.

Bu, kültürel temeller üzerine bir türlü oturtulamayan eğitim anlayışının sonucudur. Eğitim, siyasal erke, onların kıt dünya görüşlü adamlarına bırakıldığı sürece de bu tartışma hep sürecektir.

Bizde, kültürel anlamda eğitim kurumlaşması Cumhuriyetle başlamış, ne yazık ki, 1950lerden sonra kimi iktidarlar, eğitimi Atatürkçü yörüngesinden saptırmışlardır.

***

Milliyet gazetesinin Örsan Öymen anısına koyduğu 2007 Yılı İnceleme Ödülüne Nasıl Bir Eğitim Reformu? başlıklı araştırmasıyla değer bulunan Bozkurt Güvenç, araştırmasında, yalnızca kültürel temeli olmayan eğitimin, ne gibi saptırmalarla uygulandığı üzerinde durmuyor, eğitimi çağcıllaştırma önerilerinde de bulunuyor.

Güvenç, kültür müsteşarlığı, cumhurbaşkanı başdanışmanlığı yaptı. İnsan ve Kültür, Kültür Sorunu ve Değişmesi, Japon Kültürü ve Eğitimi, Türk Kimliği... gibi araştırma kitaplarının da yazarı.

Yazdığı her kitabın odağına insanın insan olma sorununu yerleştirmesi onun belirgin yanıdır.

***

Kültürle beslenmeyen bir eğitim, kökü çürük ağaçtan farksızdır; yaprakları gürdür, ama meyve vermez. Güvenç, bu araştırmasında, görüntüye bakmıyor, ağacın kökünü görüyor. Öbür kitaplarında olduğu gibi, bütünlükçü bir yaklaşımla, her gelişmenin başlangıcıyla vardığı yer arasındaki köprüyü kurarak, Aristonun, eğitimin amaçlarını içeren sorularını da günümüze taşıyor:

Rahat ve kolay bir hayat mı; yoksa erdemli ve mutlu bir yaşam mı? Eğitim akıl ve bilgiyi mi; yoksa kişiliği mi geliştirsin? Eğitim hayatta geçerli olan pratik becerileri (sanatları) mi; ahlaki değerleri mi; yoksa, yüksek başarışları mı kazandırsın?

***

Eğitimin amacı, hiçbir zaman tek soruya alınan tek yanıtla açıklanamaz. Eğitim bütündür, bütünün içinde parça değildir; parçalar bütünleştirilerek işlev kazandırılabilir ona. Kültürel tabandan yoksun bir eğitim, mekanik alışkanlıklar kazandırmanın ötesinde bir işe yaramaz.

Atatürk, ulusu kör alışkanlıklara yönelik bir eğitim anlayışından kurtarıp, aklı kılavuz kılan köklü bir anlayışa yöneltmek istemiştir. Eğitimi bir düşünsel devrim olarak algılayanlar, Cumhuriyetin gerçekleştirdiği, hukuk, alfabe, dil-tarih, bilim, eğitim ve kültür reformlarının, kapsamlı bir kültür devrimi olduğunu kabul ederler.”

***

Eğitim, seçilmiş politikacıların, bürokratların tekelinden kurtarılmadıkça olumlu bir sonuca varılamaz. MEB yetkilileri bütün işlerini bırakıp Güvençin şu saptamaları üzerinde düşünmelidirler:

- Kültürel bir içerikten ya da amaçtan yoksun görünen eğitimin varlık gerekçesi tartışılmalıdır.

- Karşımıza dikilen başlıca engel, eğitimle ilgili disiplinlerin çağdaşlaşma sürecine ters düşen düşüncelerin belirsizliği ve kavramların kaypaklığıdır.

Tartışıp sonuca varacak MEB değildir. Onlara düşen, işten anlayanları bir araya getirip soruna çözüm aramaktır.

Onlar, kitaplıkları bilim dışı dinsel eserlerle doldurmasınlar, müfredatı kendi donmuş anlayışlarına göre biçimlendirmesinler, öğrencinin önüne çağdaş eğitim ilkelerine uygun ders kitapları koysunlar; yeter!

[email protected]