Köşe Yazısı

A+ A-

İstanbul’un ışıkları sönerken...

17 Ağustos 2017 Perşembe

Yaz başındaki bir Tarkan konserinin ardından Harbiye Hilton’a uğradığımda fark ettim.
Lobi tamamen boştu. Işıklar da mı loşlaşmıştı yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum. Ama aşağıda bir düğünden biraz erken çıkan müşteriler olmasa, otelin tümüyle terk edilmiş olduğunu düşünecektim.
Lobiye bitişik çay salonunda türbanlı hanımların çoğunlukta olduğu birkaç yerli ve Arap aile dışında ufukta tek Batılı turist görülmüyordu. Boğaz manzaralı terasa çıktığımda, buranın da boş olduğunu gördüm. Sonra aşağıda “Dragon”un yanındaki açık bara indim. Bu bölümde de sırf Türklerden oluşan birkaç masa dışında yabancıya rastlamadım.
İstanbul’un bu en merkezi, en eski ve köklü beş yıldızlı otellerinden birindeki manzara, tam “bir olağanüstü hal ülkesindeki” duruma karşılık geliyordu.
Hani Amerikan filmlerinde hep görürüz. Şehirde sözgelimi bir çatışma/devrim yaşanmaktadır ya da olağanüstü kriz hali vardır. Krizi belgelemek için kente doluşan gözüpek gazeteciler, başka zamanların en kalabalık ve tanınmış otellerine indiklerinde, birden bir “boşluk” tablosu, kasvet durumuyla karşılaşırlar.
Kentle ilk temaslarında hayatın soluğunun kesildiğini derhal fark ederler...
“Hilton Oteli”nde o gece benim aldığım izlenim de böyle, akut bir turizm krizinin ötesinde, bir “yaşamın solup sönmesi” haliydi.
O nedenle İtalya’dan “La Stampa” gazetesinde önceki gün çıkan “İstanbul’un ışıkları sönüyor: Turistler terör saldırılarından ve polis baskısından kaçıyor” başlıklı yazı çok ilgimi çekti.

Yeni Türkiye kartalları
Türkiye’de uzun yıllar muhabirlik yapan ünlü gazeteci Marta Ottaviani’nin imzasını taşıyan yazı, İstanbul sokaklarının bundan böyle özel harekât timlerince eğitilen silahlı “gece kartalları” tarafından denetleneceğini, bunun İstanbul’un başına gelen en son talihsizlik olduğunu anlatarak konuya giriyor.
“Gezi tipi ayaklanmaları önlemek amacıyla” İstanbul’da başlatılan uygulamanın yakında tüm “Yeni Türkiye’ye” yayılacağını irdeleyen yazı, tarih boyu çeşitli kültür ve dinlerin buluşma yeri olan İstanbul’un bu meyanda gitgide “tek tipleştiğine” dikkat çekiyor.
Yazı; gece yaşamının bir zamanlar kalbi olan Asmalımescit-Sofyalı sokak arasındaki bölgenin tamamen ıssızlaştığını, Reina’nın, yılbaşı katliamı sonrasında kapandığını, Kuruçeşme’de Suada’nın da yıkılarak bir moloz yığınına dönüştüğünü anlatıyor.
Yaz geceleri konserlerle şenlenen Rumeli Hisarı’nda bir cami açıldığından dem vuran “La Stampa”, sırf Erdoğan istiyor diye yapılan Çamlıca Camii’nin hızla yükseldiğini ve Türkiye’nin tek tipleşen “yeni ruhunun” simgesi olduğunu söylüyor.
“Batılı turistleri” İstanbul’un süratle başkalaşmakta olan bu yeni ruhun kaçırdığına parmak basan “La Stampa”, ayrıca Forbes’in “kadınlar için Türkiye’nin dünyanın en tehlikeli 10 yerinden biri” olduğu tanımına da yer veriyor.
Forbes dergisinin “kadın düşmanı ülkeler” listesine paralel biçimde ülkede şortlu kadınların uğradıkları saldırılara dikkat çeken ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cinsiyet eşitliği karşıtı söylemlerine yer veren İtalyan gazetesi; bunların hepsinin negatif algıyı besleyen öğeler olduğunu belirtiyor.

‘Güçten düşmüş İstanbul’
Çizme’nin iş dünyasında etkili olan gazetesi izlenimlerini şöyle sürdürüyor:
“Demokratikleşme umudu ve ekonomik büyüme yıllarını tanımlayan coşku ve enerji artık uzak bir anı. Kent tüm gücünü yitirmiş gibi... Hızla mutasyona uğrayan şehirde (gerçeğe göz kapatan) insanlar hâlâ her şey yolunda demeye devam ediyor ve inatla fazla bir şeyin değişmediğini iddia ediyor. Boğaz (suları) üzerinden başka, artık kafa çekecek yer kalmamış gibi. Gece vakti sonra bir yel esiyor ve karanlığın içinde sulara yansıyan ışıklar, eski mutlu zamanlardaki gibi her şeyin sürüp gittiği izlenimi yaratıyor.”
Batı medyasındaki bu “yeni Türkiye çehresi”ni anlatan yazılar çıkarken, Almanları vay efendim “Buraya gelmeyin!” diyerek kışkırttı diye Kılıçdaroğlu şimdi topa tutuluyor. Kılıçdaroğlu gerçi böyle bir şey söylememiş ya... Ama dışardan çekilen fotoğraf bu olduktan sonra, tüm siyasi liderler tek tek sıraya girip; “Türkiye çok güvenli, çok keyifli, çok eğlenceli; kim olursanız olun gelin!” diye demeç üzerine demeç verse ne olur ki?
Herkes kör, âlem sersem mi?

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

IŞİD sonrası Ortadoğu 18 Kasım 2017 Cmt
Bir zamanlar futbol vardı 16 Kasım 2017 Per
Dava (II) 12 Kasım 2017 Paz