Askerden ‘Sivil’lik Dersi...

04 Eylül 2008 Perşembe

Yeni Genelkurmay Başkanımız Org. İlker Başbuğun 28 Ağustostaki göreve başlama konuşması günlerdir dillerde...

Özellikle laikliğin demokrasinin de temel güvencesi olduğunu en anlaşılır şekilde ve ödünsüzvurgulaması, laiklik karşıtlığından ötürü cezalandırılan bir parti iktidardayken güncelliğini de koruyacaktır...

O gün Başbuğu TVde dinlerken açıkça ders veriyor dediğimiz hemen tüm sözleri basında da yer aldı... Ne var ki en az diğerleri kadar önemli olan sivil toplum değerlendirmelerini medya pek önemsemedi.

Oysa bir asker”, üstelik en üst komutan olarak üniformasıyla diyordu ki: Demokrasi, ancak sivil toplum kuruluşlarıyla güçlenir...

Kimilerine göre en sivil Başbakanın çevreye duyarlı sivil toplum kuruluşlarına bağırarak çattığı günlerde böylesi bir asker görüşünü başka hangi ülkede duyabilirsiniz?

Dahası, hükümet memur maaşlarına en az zam yapma inadını sürdürürken; Herkesin insan onuruna yakışır asgari bir hayat seviyesini sağlamak, sosyal devletin bir görevidir... diyen bir ordu var mıdır?

Kuşkusuz bu sorular, bizim ordumuzun da başka ordularda olmayan tarihsel kimliğinden kaynaklanıyor.

Sıradan bir devletin değil, emperyalizme ve gericiliğe karşı bağımsızlık savaşıyla kurulmuş demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğindeki cumhuriyeti yaratan ulusun ordusu olmak, 28 Ağustostaki konuşmanın da temel gerekçesini oluşturuyor...

Nitekim şu son günlerdeki 30 Ağustosu anma coşkumuz da bir ordunun başka ülkeleri işgalinin değil, kendi ülkesini işgalcilerden kurtarmasının bayramıdır...

Sevgili Nuri Kurtcebenin çizgileriyle aynı bayram günü Cumhuriyet okurlarına armağan edilen Büyük Taarruzun, gelmiş geçmiş en sivil şair ve insanlığın sevgilisi Nâzım Hikmetin kalemiyle destanlaşması, dünyanın başka hangi ülkesinde yaşanabilirdi?

Org. İlker Başbuğ da aynı onurlu geçmişin temsilcisi olarak günümüz dünyasındaki duruşumuz için şunu söyledi: Küresel düşün, ulusal hareket et...

Bilmem ki küreselleşmeye uyum adına kentlerimizdeki en değerli kamu arazilerini uluslararası sermayeye ayrıcalıklı imar haklarıyla pazarlayanlar bu söze ne derler?

Hele, aynı pazarlamaya karşı ulusal çıkarlar adına karşı çıkan sivil kurumlarına çatan siyasiler; hatta bu tür direnişleri çağdışı bulan şu kentsel dönüşümcü mimarlar, şehirciler acaba ne düşünürler?

Ölçüt: Ülke çıkarı

Org. Başbuğ, sivil toplum kuruluşlarının demokrasinin güvencesi olabilmelerindeki temel ilkeleri vurgulamayı da ihmal etmedi.

Konuşmasında birey kavramının ancak bir topluluğa bağlılığın ifadesi olarak anlam kazandığını belirten Genelkurmay Başkanı, sivil toplum için de aynen şunları ekledi:

Bireyci toplumda sorun, asgari ortak bilinci korumaktır. Gerektiğinde kişisel çıkarlarını aşabilen, toplumun genelini ilgilendiren konularda kamuoyu oluşturabilen vatandaşlardan oluşan kamu çıkarını gözeten sivil toplum oluşumuna sahip olan ülkelerin bu sorunu büyük ölçüde aştığı görülmektedir. Bu nedenle kendi çıkarları yerine, ülke çıkarlarını gözetebilen sivil toplum örgütlerine sahip olunması, demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur...

İşte bunları da dinlediğimden bu yana düşünüyorum:

En çok emek verdiğim Mimarlar Odasının yanı sıra, TMMOBnin tüm odaları; diğer akademik meslek kuruluşları, kamu yararına akıl almaz özverilerle çalıştıkları halde Başbakanın boş gezenler diye küçümsediği sivil örgütler; yani kendi çıkarları yerine ülke çıkarlarını gözetebilen tüm yurtsever, aydın ve çağdaş kurumlarımız, bugüne dek acaba hangi sivil siyasetçi ya da sivil parti liderince böylesine özenle seçilmiş sözcüklerle kutsandılar?

Tam tersine hep sakıncalı sayıldılar; hatta son olarak da Cumhurbaşkanı Gülün talimatıyla denetleme altına alındılar...

Söyler misiniz, hangi tutum sivil?

 

[email protected]