Umut Işığı?

05 Eylül 2008 Cuma

Hiç beklenmedik birdurum değerlendirmesi yansıdı kulislerden gazetelere. Baykal demiş ki: CHPde hantal bir işleyiş var, parti bu yapısıyla gitmiyor, bunu değiştirme görevi bize düşüyor. Parti çalışması ve yetki kullanımında, yerel yönetimlerde sorumlu görevli kim, işin sahipleri kimler belli değil.. Baykal, program ve tüzük çalışması yaptıklarını ve bunları tartışmaya da açacaklarını belirtmiş.

Bu CHP için bir umut ışığı mı? Umarız öyledir...

Baykal ve CHP yönetimi, bir iktidar yürüşüyü başlatmak ve geleceğe kurumsal bir örnek yapı devretmek istiyorlarsa, işi çok ciddi ve sıkı tutmalı. Önlerinde zaman var...

Örneğin akla ilk gelen, Türkiye çapında parti örgütlerinin bağımsız bir denetim şirketince, seçmenle de interaktivite içinde, net ve nesnel bir fotoğrafını çektirmektir. İkincisi, parti yönetimine egemen olması gereken vazgeçilmez ilkeler saptanabilmeli ve bir kültür yaratılabilmeli.

Bu kültür, şüphesiz ki, öncelikle bilimsel düşünmeye, davranmaya, demokrasiye dayanmalı. Partinin temel siyasetleri dikkate alınarak,kapalısiyaset ve ideoloji değil, açıksiyaset ve ideoloji egemen olmalı. Buradan kastedilen, partinin kendi dışındaki düşünce odaklarıyla-toplumla zengin biri düşünce alışverişini gerçekleştirecek bir ruh, bir kültürel alışveriş mekanizmasıdır. Açıklık sürekli yenilenme getirir! Parti toplumla da ritmik nefes alışveriş, içinde olması gereken bir öncü güçtür!

Halkta CHPnin güçlü bir rüzgâr estirmesi beklentisi var! Şüphesiz ki örgüt silkelenmeli! Şüphesiz ki, örgütü yönetecek beynin, çok kapsamlı, çeşitli sektör, cinsiyet, yaş ve sınıflara yönelik çok başlı ama sinerjik bir yapıda örgütlenmiş olması gerekir. (1 Ekim 06 tarihli Baykal başlıklı yazımı anımsadım.)

Ancak, taban yapısını sıfırkabul ederek, halka-seçmene dayalı tamamen yeni bir ilişkiler zinciri ve hiyerarşisi bile gündeme gelebilmeli... Kucaklayan bir CHP!..

Not: 1: Prof. Dr.-Ing. V. Doğan Sorguç (özetle):Parti Geleneği ve CHP başlıklı yazınızda Partide demokratik davranış eksiğini dile getiriyorsunuz. Kanımca tüm yönetim yetersizliğimizin temelinde bu kültür eksikliği yatıyor. Demokratik davranmak için ciddi genel kültür ve endüstri terbiyesi geleneği gerekir. Ciddi lise eğitimi konusu olan genel kültür; merak, araştırma ve öğrenme isteği sağlar. Endüstri terbiyesi ise işbölümü, uzmanlık, işbirliği, ortak hedef, (dikey) organizasyon, standart kavram ve uygulamaları öğretir. Zengin ülkelerdeki demokrasi, bu gelişimin sonucu. Türkiye buna, büyük Atatürk ile başlamışsa da, kısa sürede liselerini rayından çıkardı ve lisansçı sanayiin ötesine geçemedi. Her iki eksiklik Türk siyasetini 2 temel ideolojiden yoksun bıraktığından, siyasi partilerimiz lider ve etrafındaki bir küçük çekirdeğin hegemonyasındaki kitle partileri görünümünde. Münih Teknik Üniversitesinde sosyoloji hocamız Demokrasinin 30 tür tanımı var. Geri ülkeler, en gelişmişlerinkini alıp, ellerine yüzlerine bulaştıracaklarına, kendilerine bu yolda uygun bir düzen kursalar, çok daha başarılı ve mutlu gelişebilirler demişti. Bu konuda kuşkusuz ilk akla gelen, partilerin kurumsallaşmasının sağlanması, milletvekili adaylarında asgari standardın (ÖSS örneği) aranması vs. Türk siyasetinin geldiği nokta bunu kanıtlamış olmalı.

Not 2: David Ojalvo (Şalom Gazetesi / Perspektif Sayfası), Pazar günkü Yağmala, Vur, Yık, Yok Et, Sat Savuştur başlıklı yazımda Hitlerin yüz binlerce Alman Rumenini Yahudilerle birlikte gaz odalarına göndererek yok etmesi ile Sulukuleyi yok etmek, özünde birbirinden ayrı düşünülecek olgular değil.. diye başlayan cümleye itiraz etti, özetle: Haklı rahatsızlığınızı başta Yahudilere karşı uygulanan soykırımla aynı doğrultuda değerlendirmenizi anlamaya çalışıyorum. Elbet bir kültürün yıkılıyor olması son derece üzücü; ama özünde Hitlerin yaptıklarıyla aynı niteliği taşıyor mu? Bu yıkımın kültürel yönü ön planda; ama II. Dünya Savaşı esnasında yaşanmış olan esas soykırımdır, insanlığın yok oluşudur ve ayrı olarak ele alınması kanaatimce daha doğru olur... Sulukulede yaşananları bir kültürel soykırım kabul etsek dahi Hitlerin soykırımı eşi benzeri bulunmayan bir örnek... Sonuçta, insan yok edildikten sonra bir yerde herhangi bir esas da kalmıyor. Hiçbir vahşet bir diğerine referans olmamalı. Buna karşılık tarihteki olaylar ve yaşananlar ancak daha iyi bir gelecek için bize yol gösterici olabilmeli. Ojalvoya katkıları için teşekkür.

Not 3: Salı yazısındaki Ruslar ile anlaşarak, Karadenizde Moskovaya bir kapı açacaktır cümlesine, Şenol Meriç: Rusyanın zaten 300-350 kmlik Karadeniz sahili var.

[email protected]