Köşe Yazısı

A+ A-

Bir ‘savunma şöleni’, ‘milli duruş’ ve sopa ile hizalama

14 Eylül 2017 Perşembe

Silivri önceki gün olağanüstü mükemmel bir savunma şölenine sahne oldu. Avukatlar dahil, herkesi yürekten kutlarım. Davayı açan ve yürüten tarafın, nasıl yürekten, vicdanen, adaleten ezilip adeta yok olduğunu anlamak zor değil. Bu şölen tahliye getirmese bile, arkadaşlarımızı dışarı çıkmış kadar hafifletmiştir. Mahkeme - dava sürüyormuş gibi, aslında çoktan bitmiştir.
Bu dava, pek çokları gibi, ülkede yargılamanın tamamen bir “yargı varmış gösterisi” olduğunun kanıtıdır, milletin vicdanında. “Yargı olmadık kadar bağımsızdır” diyen siyasilerin ve atadıkları yüksek mensupları arasındaki tam bir “siyasal güdümün” deşifrasyonunu yaşıyoruz.
Savcı Bey’in, “kanıtları değiştirebilirler, tutuklu kalmalılar” ezberinin içi kof ve boştur. Bir yasa adamı “toplanmamış hangi kanıt var, hangi delili değiştirebilirler” sorusuna yanıt vermeli ve iddiasını gerekçelendirmelidir.
Ama adalet ruhu eksik davada ne böyle bir kanun adamlığı aranır, ne de mahkeme “gerekçen nedir” diye sorar.

Sopa ile hizalama
Sopa ve tehdit ile bu milleti “hizaya” getiremezsiniz... Sadece öfkeyi büyütürsünüz..
İktidarın dış politikada düştüğü açmaz ve özellikle ABD’den gelen siyasi “pis kokular” karşısında (bunu pazar günü yazacağım) Saray cephesi sürekli “milli duruş” ve “destek” talep ediyor; tüm muhalefeti de bu açıdan eleştiriyor. Özellikle Zafer Çağlayan’ın ABD’deki davalara yazılması ile bu söylemleri öne çıktı! Bir ünlü gazeteci de benzer biçimde AKP’ye toz kondurmazken CHP’yi suçluyor.
İktidarın adamları, ABD’deki davanın gelişim sürecinde, 17-25 Aralık 2013’te rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının sonuçlarını da herkesin reddetmesi gerektiğini yazıyor.
Yoksa “FETÖ terör örgütü kumpaslarının parçası” olunurmuş.

Tabii ki FETÖ tezgâhı
17-25 Aralık’ları FETÖ mü tezgâhladı? Şüphesiz...
Neden? Çünkü aralarındaki iktidar çatışmasının darbeden önceki son merhalesiydi. Bu operasyonla iktidarın iç organlarını deşifre edecekler ve hükümeti, en azından RTE’yi saf dışı bırakacaklardı.
Bu operasyonların arasında ABD desteği var mıydı, tabii ki!..
Fakat bu olgular, ne iktidarı paylaşan iki büyük siyasi güç arasındaki büyük kapışmayı ve çatışmayı yok sayar...
Ne de FETÖ’nün daha önceki kumpasları arkasındaki AKP iktidarının dimdik durduğu gerçeğini...
Ve en önemlisi, 17-25 Aralık siyasi amaçlı operasyonlarında ortalığa dökülen kirli ilişkilerin, rüşvetlerin, yolsuzlukların olmadığını... FETÖ elindeki olanaklarla bu kez iktidarın zayıf yönünü, çürümeyi ortaya çıkartarak, son darbeyi indirmeyi planlamış, ama bu hesap tutmamış.
Darbe girişimi de bu hesaplaşmanın son perdesiydi...
Şimdi gelin bize katılın diyorlar...

‘Milli duruş’ meselesi
Şüphesiz ki ABD’nin kirli operasyonlarına ciddi muhalefette kimse alet olmaz.
Ama rüşvetçileri de kimse korumaz. Çürümüşlüğe ortak olmaz.
4 kişiyi Yüce Divan’a gönderme ve yargılama cesaretini gösteremediniz ve Meclis’te siyasal olarak aklayıp siyaset dışına attınız. İktidarda olduğunuz sürece, kimsenin hesap soramayacağını biliyordunuz, ama “dış düşman”ın, kuyruğundan yakalayınca bunu size karşı kullanacağını hesap etmediniz.

***

Silivri’deki “FETÖ türü” yargılamalarınızın safında mı duracağız...
Sorgusuz, sualsiz, yargısız üniversitelerden ve pek çok kurumdan insanlara azap çektirmelerinizin arkasında mı duracağız...
Anayasaya, yasalara aykırı OHAL uygulamalarınıza alkış mı tutacağız...
Medya özgürlüğünü ayakları altına alanlarla saf mı tutacağız...
Muhalefetin kendi “milli duruşu” ile iktidarın özden ve kökten yoksun duruşu birbirinden çok farklıdır...