Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Boş inançta Sıra Bilime de Geldi

21 Eylül 2017 Perşembe

Pek çok ülkenin nüfusunu aşan bir sayı oluşturan 18 milyona yakın öğrenci, pazartesi günü yeni ders yılına başladı.
Bu nedenle “Ne öğretilecek ki geleceğimizin güvencesi olacaklar?” sorusu günlerdir yanıt aranmaya çalışılan soruydu.
“Dindar ve kindar bir kuşak” yetiştirmeyi amaçlayan AKP iktidarı, İslam dinine sonradan ve siyasal nedenlerle sokulmuş boşinançlardan (hurafeler) da yararlanarak yeni ana ders konularını belirleyen ilkeleri (müfredat) yürürlüğe sokuverdi. Özellikle de bilime hurafeler girdi... Örnek; kuyrukluyıldız, Güneş, evrim...
12 Eylül paşalarının anayasaya evet oylarını arttırmak için pazarlıkla sokuşturduğu “Din Kültürü ve Ahlak” derslerinin zorunlu olması kuralı, amacından soyutlanalı yıllar oldu.
Yine 12 Eylül paşalarının kararlarının anayasayı bile değiştirmesini, AKP iktidarı bir adım daha ileri taşıdı.
Anayasa maddeleri, OHAL’den yararlanılarak askıya alınıyordu. Aynı görevi şimdi Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgeleri yerine getiriyor.
Ders kitaplarından uzmanların aktardığı bölümlerden, MEB genelgesiyle anayasanın 42’nci maddesinin şu bölümünün yok sayıldığını görüyoruz:
“Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.
Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.”
Türkiye bir hukuk (?) devleti ama anayasası bir genelgeyle bile değiştirilebiliyor!

***

“Din Kültürü ve Ahlak” dersinin içeriğinin genişletilmesi yetmemiş olmalı ki benzer yaklaşım yeni düzenlemeyle her ders alanı için geçerli kılındı.
Ağırlık İslamiyetin evlenme - boşanma ve cezalandırma kurallarına verilmiş gibi görünüyor. Ama madem din kurallarına uygun bir eğitim vereceksiniz, insanlar arasındaki alışveriş ve ilişkilerdeki kuralları niye es geçiyorsunuz? Aldatmamak, sözünde durmak, yanlış yapmamak, iyi ahlaklı olmak gibi Mecelle’de yer alan kuralları öğretmiyorsunuz?

***

Ders kitaplarında yer alan ve tartışılan konulardan biri de dediğim gibi “evlenme” ile ilgili olanlar.
Hangi kadının hangi erkekle evlenebileceği ve ailede erkeğin “reis” olacağı görüşünün de anayasa ile zıtlaştığı ise bir başka gerçek.
Prof. Dr. Rona Aybay’ın “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Türkiye (1945 - 1948)” adlı kitabını okurken öğrendim ki Bildirge’nin TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun web sitesinde yer alan Türkçe metni özensiz ve sansürlüymüş. Oradan alıntılanıp Kamu Denetçiliği Kurumu’nun web sitesine konan metin de aynıymış.
Bildirgenin, resmi çevirideki deyimle “Önsöz”ünde yer alan paragraflar tümüyle yok sayılmış.
16’ncı maddenin 2’nci bendinde yer alan bir bölüm ise benim yorumumla sansürlenmiş.
O bölüm de kadın-erkek eşitliği ve evlenme konusundaki şu bölüm:
“Erkek ve kadının evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları vardır.” AKP’nin 2004’te anayasanın 10’uncu maddesine eklediği “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” ibaresi de “Ruhuna fatiha” denilenlerden bir başkası oluvermiş.

***

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin uluslararası anlaşma olmadığı bilgisini yenilemek, Türkiye’de nasıl kabul edildiğini anımsamak ve özgün metniyle özenli Türkçesine ulaşmak istiyorsanız Rona Aybay Hoca’nın kitabına sahip olmanızı öneririm. (Bilgi Üniversitesi Yayınları - Şubat 2016)