Feyzi Açıkalın

Ajan babası

22 Eylül 2017 Cuma

Şu, yeni saptama gereğince, üzerinize afiyet pırlanta gibi iki ajan babası oldum. İşin iyi yanı onlar ajan olduklarının farkında değil. Birer dünya insanı olarak Türkiye’de yaşamaya çalışmanın, ajanlık faaliyetleri arasında yer alabileceğini henüz bilmiyorlar.

Onlara gözlüklerini biraz daha koyulaştırmalarını, arka yakası kalkık trençkot (rahmetli babamdan miras bir kelime!) giymelerini öğütleyip dururdum. Ama beni dinlemediler. Zaten her hareketleriyle de kendilerini ele veriyorlar.

Nasıl sıkı bir ajanlık eğitimi aldılarsa, örneğin maç izlerken “zenci sporcu” dersem oğlum çok kızıyor. Bunun yanında din ya da etnik kimliğe göre yapmaya yeltendiğim bir sınıflandırma da ayrıca tepki nedeni oluyor.

Maazallah, yine birisi hakkında cinsiyetçi bir yaklaşımla gay ya da lezbiyen tanımlaması yaparsam bu kez kızım şahinleşiyor. Ağız tadıyla bir magazin dedikodusu dönemiyor evde; hemen yapıştırıyorlar, “Nerden biliyorsun?” diye. Gıybet yasak, kimseyi peşinen yargılamak yok!

Apartmandaki hizmetliye “sen” demek; sipariş getiren bir görevliye az bahşiş bırakmak; trafikte takıştığın birisine kem söz söylemek en büyük tartışma nedenlerinden birisi.

Katılmasalar bile eve dönerken tanık oldukları bir protesto yürüyüşü ya da toplantısından çok etkileniyorlar. Emeğin üstünlüğü, insan haklarına saygı teması gecenin ilerleyen saatlerine kadar evde işleniyor.

Hayvanseverlik, doğa dostu olma özelliğinin Batı’dan geldiğini zannetmiyorum. O kadar da düşmedik yani!

Her randevuya vaktinde gittikleri için ellerinde çok gül solmuşluğu vardır. Ajanlık eğitimi gereğince(!) edindikleri sıraya girme alışkanlıkları yüzünden hep en sonda kalırlar; hatta dona da kalırlar!

Ajan babası olarak “atanmak” aklımın değil ama vücudumun beni emekliliğe sürüklediği şu son yıllarda bana da iyi geldi. Kimselerin çok farkında olmadığı gönüllü ajanlık faaliyetlerim de legalite kazanmış oldu.

İyi bir Türk vatandaşı olarak, özellikle Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlarıyla olan ilişkilerimdeki davranışlarımla, onlara çok fitne fesat bulaştırmışlığım vardır. Örneğin, 25 yıl önce Almanya’daki tıp üyeleri arasındaki bisiklet yarışına bir Türk olarak katılmam infial yaratmış, koca ülke çöke yazmıştı!

Taa Singapur’a kadar elim uzanmıştı; Mandarin Otel’deki Rotary toplantısında konuk olarak yaptığım kısa konuşmada, o ünlü şehir devleti etnik bölünmeye kadar gittiydi! Onların belirlediği kurallar bütünü içinde, evrensel değerlere bağlı bir insan gibi davranarak onları şaşkınlıklara sürüklediydim.

Ajanlık zor zenaat. Deşifre olmadan, etliye sütlüye karışmadan, üç maymunu oynayarak sürdürürsen ne ala. Öğrendiklerini bu ülkede uygulamaya kalktın mı ya da beklentini o yönde belirlersen, yol yine görünüyor; maalesef...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları