Ahmet İnsel

Zengin dostu elit tahakkümü

17 Ekim 2017 Salı

IMF’nin 11 Ekim’de yayımlanan Mali İzleme Raporu, başta Birleşik Krallık olmak üzere, Batı ülkelerinde liberal Ortodoksluğa sıkı sıkıya sarılan iktidar partilerinde ve kurumlarda soğuk duş etkisi yapmış olmalı. Altmış sayfalık raporun başlığı, Eşitsizlikle Mücadele Etmek. Raporda, mali politikaların eşitsizliğe karşı mücadelede en önemli araç olmaya devam ettiği vurgulanıyor. Halbuki Thatcher’ın iktidara geldiği 1979’dan beri, makbul iktisat politikalarının doğması, gelirlerin yukardan aşağıya serpişmesiydi. Zenginler daha zenginleştikçe, yatırım ve harcamaları artacak, büyüme hızlanacak ve alttakiler bu serpintiden nemalanacaktı.
Raporda, en yüksek gelir diliminde olanların gelir vergilerini arttırmanın büyümeyi engelleyeceği iddiasının hiçbir somut veriyle doğrulanmadığı vurgulanıyor: “Ampirik sonuçlar, vergi oranları aşırı yüksek olmadıkça, zenginlere yönelik yüksek gelir vergisinin eşitsizliği azaltırken büyümeyi de engellemediğini gösteriyor”. Rapor ünlü Washington Konsensüsü’nün bir tür yapıbozumu gibi.
Son otuz yılda gelişmiş ülkelerde gelir dağılımı eşitsizliği artışının, yüksek gelir seviyesine sahip nüfusun gelir artışıyla doğrudan bağlantılı olduğunu birçok araştırma gösterdi. OECD ülkelerinde en üst gelir vergisi oranı 1981’de yüzde 62 iken, 2015’te yüzde 35’e düştü. Ayrıca, üst gelir dilimlerinde olanlar, çeşitli vergi muafiyetlerinden yararlanma imkânına çok daha fazla sahipler. Bu nedenle, gerçek vergi yükleri vergi oranlarının gösterdiğinden çok daha düşük oluyor. Diğer taraftan, sermaye gelirlerinin dağılımı emek gelirlerinin dağılımından hem çok daha eşitsiz hem de emek gelirlerinden daha düşük oranda vergilendiriliyor. Gelir eşitsizliğinin artışında bu etmenin de belirleyici olduğu raporda belirtiliyor.
IMF’nin zengin dostu büyüme ile ilgili ilk eleştirisi değil bu. Kurumun aylık dergisinde Haziran 2016’da yayımlanan “Neoliberalizm: Fahiş Fiyatla Satış” başlıklı makalede, liberal politikaların büyümeyi desteklemek yerine, eşitsizlikleri büyüttükleri ve sonuçta sürdürülebilir bir iktisadi genişlemeyi baltaladıkları vurgulanıyordu. IMF’nin Yunanistan krizinin Batı devletleri tarafından yönetim biçimiyle ilgili eleştiri ve özeleştirileri 2013’te başlamıştı.
Esas ilginç olan, IMF’nin raporunda yer alan bir paragraf. Bu zengin dostu politikaların yanlışlığı ispatlanmış olsa da hemen her yerde uygulanmaya devam edilmesinin nedenini, rapor bir tür sınıf hâkimiyetine bağlıyor. Dünya Bankası’nda 2011’de yayımlanan, “Neden Zenginleri Vergilendiremiyoruz?” başlıklı makalelerinde, Ardanaz ve Scartascini, tarihsel olarak çok daha yüksek gelir eşitsizliği olan ülkelerde siyasal sistemlere elitlerin hâkim olduğunu gösteriyordu. IMF raporu bu çalışmayı referans gösteriyor. Söz konusu elitler, genellikle finans dünyasının tornasından geçmiş oluyorlar. Bir kısmı doğrudan siyasete atılırken, büyük çoğunluğu ise seçilmiş yöneticilerin beyinlerini biçimlendirmek için oluşturulan danışman ordularında sınıfsal görevlerini ifa ediyor. IMF raporu, buna ilaveten, zenginlerin lobicilik, medyaya ulaşım ve daha büyük siyasal faaliyet kapasitesine sahip olmaları nedeniyle, eşitsizlik azaltıcı politikaların uygulanmasını engelleyebildiklerini belirtiyor. Sağ veya sol ya da “hem sağ hem sol” liberal etiketli finans kapitalizmi elitlerinin siyasal ve ideolojik tahakkümünü, finans dünyasının çıpası IMF de birkaç yıldır eleştiriyor. Egemen sistem için bir tehlike hissettiği için mi acaba?  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları